Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Trump’ın İran üzerinden Çin’le hesaplaşması
0:00 0:00
1x
a- | +A

İran’daki ayaklanma potansiyeline ilişkin çok sayıda değerlendirme yapılmakta ve pek çok kanaat dile getirilmektedir.

Rejim, rejim karşıtlığı ve sokağa yansıyan itirazlar İran için yeni olgular değil; sokağa çıkanların haklı gerekçeleri bulunduğu da kuşkusuz.
Ancak ekonomik darboğaza sürüklenmiş bir ülkenin iç dengelerini, yalnızca bugün servis edilen görüntüler üzerinden okumak mümkün değildir!

Buna karşılık, küresel ölçekte İran üzerinden yapılmak istenen şey de son derece açıktır.
Dolayısıyla İran içindeki meşru ve gerçekçi itirazların, dışarıdan nasıl ve ne amaçla kullanıldığını iyi analiz etmek zorundayız.

İran meselesini tek başlık altında değil, ayrı ayrı ana başlıklar hâlinde ele almak gerekir.
Herkesin farklı görüşleri olabilir ancak İran’ı tek cümlelik analizlerle açıklamaya çalışmak, küresel ölçekte kurulan yeni dünya düzeni ve ona eşlik eden savaşlar zincirini ıskalamak anlamına gelir.


ABD’nin “Büyük İran” söylemi neyi ifade ediyor?

Kimseye sır değil, ABD Başkanı “Büyük Amerika” hedefiyle yeniden seçildi.
Amerika’nın, kendi çıkarları dışında herhangi bir ülkenin ya da halkın menfaatini öncelemediği açıktır. Bunun aksini iddia edenlerin, niyetlerinden ziyade akıllarından şüphe etmek gerekir.

Peki Amerika, İran halkını kimden ve neden “kurtarmak” istiyor?

Aslında hedef çok daha nettir: ABD, Çin-İran arasındaki ticaret hattını baltalamak istemektedir!..
Hürmüz Boğazı’nın ve genel olarak boğazlar-kanallar hattının Amerikan hinterlandına dâhil edilmesi planlanmaktadır.

Washington, İran içindeki dengeleri yakından izlemekte; hoşnutsuz muhalif yapıyı ne zaman ve nasıl kullanacağını uzun süredir hesaplamaktadır.
1979 Devrimi sonrası İran’ı terk eden muhalif grupların Amerika ve Batı ülkelerinde konumlanması, Batı merkezleriyle iç içe ilişkiler kurması bir sır değildir.
Dolayısıyla Pehlevi ailesi gibi “her an devreye sokulmaya hazır” figürlerin elde tutulması son derece doğaldır.


Klasik aldatmaca taktiği!..

İran petrolünün en büyük alıcısı Çin’dir.

ABD, savaşlar zincirini uzatmadan Çin’le hesaplaşmayı hedeflemektedir.
Her ne kadar son güvenlik raporlarında “Çin düşman değil, rakip” ifadesi kullanılsa da, o gün de yazdığım gibi bu Trump’ın klasik aldatmaca taktiğidir.
İran’ın sürekli hırpalanmasının arkasındaki temel sebep de budur.

Peki İsrail’in hedefi nedir?

Defalarca vurguladığım gibi, ABD ile İsrail arasında ayrışan noktalar vardır.
İsrail, ABD’nin küresel hesaplaşma sürecinden faydalanarak kendi genişleme hamlelerini hayata geçirmeyi tercih etmektedir.

İsrail açısından hedef; mevcut rejimin devrilmesi ve yerine İsrail’e “biat” eden, örneğin Pehlevi benzeri ekiplerin iktidara taşınmasıdır.
Orta vadede ise İran’ın parçalanmasının hedeflendiği görülmektedir. Bu gerçekleştiğinde, İsrail’in arzuladığı bölgesel dizayn tamamlanmış olacaktır.

Dolayısıyla nihai hedefe dikkatle bakmak zorundayız.
Bazı sloganlar kulağa hoş gelebilir ancak dizaynın gerçek amacını kavramadan bu sloganların cazibesine kapılmak büyük bir yanılgıdır.

Trump’ın İran’a bakışı ideolojik değil, tamamen çıkar odaklıdır! Trump’ın İran’a yaklaşımının ideolojik bir boyutu yoktur.

ABD Başkanı için İran petrolleri, ambargolar nedeniyle satılamayan yer altı zenginlikleri ve ticaret yolları son derece caziptir. Ancak orası Venezuela değildir!

Bu nedenle içeride gerçekten yorgun, ekonomik olarak bunalmış bir halkın sokağa çıkmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Zira Trump, mevcut rejimle anlaşma zemini oluştuğu anda söylemini değiştirmekten çekinmeyecektir!..

Sosyal medya üzerinden kurgulanan algıların ve servis edilen görüntülerin kimler tarafından üretildiği sorusuna bugün “net cevabım var” diyenlerin de temkinle değerlendirilmesi gerekir.

İran’da istihbarat örgütleri sahadadır. Sokak eylemleri ve servis edilen görüntüler incelendiğinde bu durum açıkça görülmektedir.

Masum insanlara karşı silah kullanıldı... Küçük bir bebek öldürüldü... Camiler ateşe verildi...

Bunları kim yaptı?

Gerçekçi itiraz sahipleri neden esnafın dükkânını yaksın?
Haklı talebi olan sokağa çıkar, sesini duyurur.
Evlerin damlarından, dağ başlarından masum insanları hedef alanlar kimlerdir?

Bunu rejim içindeki unsurlar mı yaptı?
Yoksa failleri, Netanyahu’nun “Adamlarımız İran’da ve gerekeni yapıyorlar” sözlerinden yola çıkarak mı aramalıyız?

Sorular çoktur. Ancak net cevap şudur:
Trump’ın İran petrollerine, ticaret yollarına, Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik imkânlarına ihtiyacı var.
En önemlisi de Trump, Çin’i güçlü kılan Çin-İran ilişki hattını "baypas" etmek istemektedir.

Sonuç

Hikâye; ne İran halkıdır, ne onların haklı itirazlarıdır, ne de “Büyük İran” söylemidir!

Mesele; "Büyük Amerika" ve "Büyük İsrail" ekseninde inşa edilmek istenen "küresel dizayn"dır.
İran meselesine bu perspektiften bakılmalıdır.
Elbette İran rejimi, kendi halkıyla arasındaki bağı yeniden gözden geçirmez ve her şeyi yalnızca dış etkilere bağlarsa kaybeder.
Ancak İran’daki olayların, açık ve net biçimde ABD ve İsrail merkezli çıkarlar doğrultusunda dizayn edilmek istendiği gerçeği ortadadır ve bu konuda ciddi herhangi bir soru işareti kalmamıştır.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

ÖNE ÇIKANLAR