Kaydet
a- | +A

Aynı sitede iki düğün birden vardı o hafta... Pazar gününün dinginliğini ve sessizliğini öğlene doğru, iki ayrı gelin/damat aracının arkasında coşkudan yerinde duramayan konvoyların birbirine karışan korna sesleri bozmaya başladı. İnsanlar, tatil gününü "seslendiren" bu kalabalıkları hoş gördü; neticede, mutlu yuvaların kapısını tıklatan tarih boyu efektlerdi bunlar. Kimi pencerelere ilişti, kimi arabasını durdurdu, bu çifte düğünün gayri resmi ve gönüllü nikâh şahitleri olmak için...

*** Süslü gelin arabalarından biri, emekli bir öğretmenin oğluna aitti. Babasının külüstür otomobilini kullanan damada, bu süslü haliyle araba daha sevimli gelmişti. Haftalarca süren düğün hazırlıkları sırasında ellerindeki kısıtlı parayı hangi ihtiyaca kullanacakları, hangilerini taksitle alacakları hesapları sonrasında, bir tek araçlarının plakasında kalmıştı o kavram: MUTLUYUZ. *** Aynı güne denk gelen öteki düğün ise unlu mamuller imalathanesi sahibinin hamurkarlık yapan toraman oğluna aitti. Yerinde duramayan, birtakım hareketlerle şirinlik yaptığını sanan, bu özel günün getirdiği ayrıcalıkla şımarıklığı abartan delikanlının kabına sığmayan ruh hali de lüks aracının plakasına yapışmıştı: MUTLUYUZ. Şişman ve kırmızı yanaklarından hayat fışkıran toraman oğlan, yanında çiçeği burnunda çelimsiz eşiyle birlikte, bir site içine çok fazla gelecek aşırı bir süratle lüks aracını insanların ve otomobillerin arasından zik zaklarla sürüp, siteyi kente bağlayan yola çıktı. Kırmızı ışıkta bekleyen arabaları da kurallara uymanın "ahmaklığıyla" baş başa bırakarak, süratle ana yola indi. Sitenin sakin sokaklarından kırmızı ışık ihlaline kadar olan bitene şahit olan tecrübeli istihbarat muhabiri, otomobilinin içinde sinirden yerinde duramıyordu. Yeşil yanınca söylene söylene süratlendi, arabayı bağırta bağırta gelin arabasına yetişti. Tam önüne geçip, elindeki telsizi pencereden çıkararak damada "sağa çek" diye ısrarla işaret etti. Damat önce yavaşlayıp sonra sağda durdu. Muhabir de onun birkaç metre önünde durup, aşağı indi, gelin aracının yanına geldi.

Bir yandan otomobildekilerin duyacağı şekilde telsize, "Doksan altmış doksan merkez, şu an bir uygulamadayım" sözde anons yaptı, diğer yandan cebinden cüzdanını, cüzdanın içinden de Basın Kartı''nı çıkardı. Kartın büyük bölümünü eliyle kapatıp "Başbakanlık" yazan kısmını damada göstererek: - Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişi... Evraklar lütfen, dedi. Besili pembe yanakları biraz daha kızaran delikanlının karşı soru soracak hali kalmamıştı; geline baktı, tekrar gazeteciye döndü. Torpidodan ruhsatı, cebinden ehliyeti çıkarıp uzattı. Gazeteci ruhsatı gerip verip, ehliyeti evirdi çevirdi: - Yüz lira lütfen... Damat ceketinin iç cebine elini soktu. Gazeteci parayı alınca: - Avcılar Trafik''ten ehliyetini alırsın, diyerek arabasına yürüdü.

Bu sırada konvoyun kalan kısmı da gelin aracına yetişti. Onlar yoluna devam ederken, muhabir, yavaşlattığı arabasının camını açtı, damadın ehliyetini viyadükten aşağı dereye attı. *** Az sonra diğer düğün konvoyu da gürültü patırtı ile İstanbul yoluna çıkmıştı. Gazeteci yine arabasını yavaşlatıp durdu, aşağı indi. En öndeki gelin/damat aracına el kaldırıp durdurdu. Damat, el kaldıranı düğün önü kesen tiplere benzetmediği için korktu. Torpidodan beyaz bir zarfı titreyerek uzattı. Gazeteci zarfı aldı, içine baktı. Beş kağıt kağıt lira vardı. Az önceki yüz lirayı cebinden çıkarıp zarfa koydu, "Mutluluklar dilerim" diyerek damada uzattı. Arabasına binip gitti.

ÖNE ÇIKANLAR