Kaydet
a- | +A

İstanbul''un ünlü bir takımıyla güneye maça gitmişti gazeteciler... Bizim gazeteden yazar arkadaşımız, öğle yemeği için gittiği lokantada kendisine gösterilen ilgiden memnun, yemeğini yedi. Sık sık başına geldiği gibi, burada da "Yoooo, olmaz abi, şimdi ayıp ettin, dünyada olmaz! Bu bizden olsun!" itirazlarına rağmen ısrarla parasını ödedi, tam çıkarken lokanta sabihi önünü kesti: - Spor yazarı (........../.........)''ın özel hayranıyım ben. O da geldi mi maça? - Hı hı, burada kendisi... Aynı otelde kalıyoruz. - Abi be, sana rica etsem, akşam yemeği için onu buraya getirir misin? - Tamam, söylerim. *** Yazarımız sözünü tuttu, lokantacının hayran olduğu spor yazarını buldu, durumu anlattı ve akşam yemeği için sözkonusu lokantaya davet etti. O ünlü spor yazarı, hem bedava bir lokanta, hem de bir hayran bulmuşken elbette kabul edecekti.

Etti. *** Zaman zaman şimşeklerin ışıklandırdığı yağmurlu bir akşamdı. Patron da oturduğu için garsonların fır döndüğü torpilli masada yemekler yenildi, içkiler içildi.

Patron ikide bir, hayranı olduğu spor yazarının boynuna kolunu dolayıp, - Hay ayağına sağlık abi, ne iyi ettin de geldin! Şeref verdin. Vay be! Bu günü unutmayacağım, filan deyip duruyor. Spor yazarı, - Sağol canım sağol, yemekler harikaydı gerçekten, içelim, diye cevaplıyordu. Derken, dışardan bir kadın grubu gelip bir masada oturdu.

Kadınlardan güzelliği ve sarışın rengiyle biraz daha dikkat çekeni, spor yazarlarının bulunduğu masaya işaret ederek patronu çağırdı. Patron gitti, kadınla birşeyler konuştu. Tekrar hayranı olduğu spor yazarının yanına geldi oturdu. Spor yazarı: - Kim o kadın yaa? "Dönme"ye benziyor. Müşteri mi arıyor burada, diye sordu. Lokanta patronu yutkundu, söylediği söz zor duyuldu masada: - Yoo, karım o...

ÖNE ÇIKANLAR