O tip zoraki sevgi gösterilerine ben de şahit oldum.
Milli Takımımız ya da bir kulüp takımımız Avrupa''da maça çıkacaktır. Futbolcu zaten hayatının her anında taraftar sevgisinden bunalmış durumdadır. İmza atmaya, resim çektirmeye tahammülü yoktur. Sezonun en önemli maçlarından birine çıkmasına saatler kalmıştır. Tümüyle maça konsantredir. Bu işin bir tarafı... xxx Madalyonun öbür yüzünde ise "Alamancı" amcanın, gurbette doğup büyümüş çocuğuna anlattığı takımı, bir Türk ekibi şehre gelmiştir. Fırsat bu fırsattır. Coşku ile çocuğunu kucaklar, boynuna atkılar asıp, eline bayraklar vererek, bir de yüzünü gözünü boyattıktan sonra soluğu Türk takımın bulunduğu otelin önünde alır. - Bak oğlum şu koşarak merdivenlere giden uzun saçlı Tuncay... Resepsiyondaki dazlak kafa kaleci Ömer, yok yok dur bakayım; aaa, Hasan Şaş... şu pencereden uzanan büyük kulaklı tür Sergen oluyor...
Sürekli gözleri, işaret parlakları ve objektifleri futbolcuların üzerinde... Bir tek fındık fıstık atmadıkları kalıyor. Özetle, iki taraf da haklı... ve çözümsüz bir mevzu... Kamp yerlerini çok çok ücra yerlerde seçmeli ve -belki- kura ile "sevenlerinin" önlerine bir futbolcu atmalı!
Kaldırımlar..
Necip Fazıl''ın şiiri.. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum.. Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta, Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum... x Üç bölümünü de daha çocukken ve bir solukta ezberlediğim yazılmış en güzel şiir...
Bu kadar derin anlamlı cümlelerin hece disiplini ve kafiye zenginliği ile alt alta getirilmiş olmasına hayran olmuşumdur hep... Meğer Kaldırımlar şiiri Necip Fazıl''a ait değilmiş!
x Yazılarını sektirmeden okuduğum, konuşmalarını, sevdiğim bir öğretmenimin dersini dinler gibi can kulağıyla dinlediğim Hıncal Ağabey çarşamba günkü Sabah''ta öyle yazdı. Uzun yazısının başlığı aynen şöyle: "Kaldırımlar.. Necip Fazıl''ın şiiri değil.." Hani okuyucu bulmaca çözmeyecekti Hıncal Abi? x Cağaloğlu''nda çalıştığımız yıllar, yaya kaldırımına park etmiş sorumsuz arabalar yüzünden labirentler arasından çıkış yolu ararken öyle öfkelenirdim ki, bir buldozere binip bütün kaldırımlardaki araçları küremeyi hayal ederdim.
Arabaların tıkadığı kaldırımlardan caddeye inip oradan da yürüyemezdik, çünkü o zamanlar Nurettin Sözen Sultanahmet''in bağrına demiryolu saplamakla meşguldü. Çaresizlik içinde kaldırıma tıkanıp kalırdık. x
Hıncal Ağabey işte bu önemli konuyu yazmış. Eline sağlık... Ama benim itirazım başlığa... "Kaldırımlar.. Necip Fazıl''ın şiiri değil.." Gazete başlıklarına bu kadar önem veren, iki yazısından birini bu konuya ayıran, "G.Doğulu" yazılmasını bile eleştiren, gönüllü okur temsilcisi Hıncal Ağabeye soruyorum: "Beşiktaş maç satıyor!" demekle bunun ne farkı var? Yazının altına "Beşiktaş UEFA Kupası''nda oynayacağı maçların yayınını satmak için televizyonlardan teklif bekliyor" yazınca kurtarır nasılsa... İyi de, ya kişi sadece başlığı okuyup geçiyorsa?...
Çabuk futbol FIFA''nın en önemli dertlerinden biri futbolu hızlandırmak olduğuna göre...
Bence, bir taç ya da faul atışı sırasında atışın yapılacağı noktanın ilerisine geçmemek kaydıyla, atışı yapacak futbolcu sahanın neresinden isterse oradan başlatmalı oyunu... Taç atışında da aynı izin verilebilir. Yani, diyelim ki top tam orta çizginin olduğu hizadan dışarı çıktı. Oyuncu isterse taa kendi korner köşesine yakın bir yerden atışı yapabilmeli... Yeter ki hemen kullansın.
Taç atışlarının ayakla yapılması konusu da tekrar gündeme gelmelidir, bence...

