Dün akşamki açılmış bir rakip karşısındaki futbol ve goller olsa olsa ya Haluk Ulusoy''un Moldova''yı ayarlamasından ya da Hakan Şükür''ün rakip savunmaya rüşvet vermesinden meydana gelmiştir. Öyle ya, Haluk Ulusoy federasyon başkanından başka herşeye benzetilmektedir bu ülkede. Ehh Hakan Şükür de Fatih Terim''i ayarlamak, takımdaki diğer futbolcular üzerinde sopalı sopasız baskı oluşturarak forma giymektedir. İşte ciddi şekilde meslek ilkelerinden uzaklaşan her türlü rezillik peşinde koşan spor basınımızın bu bölümü yine de yazmaya, söylemeye hiç utanmadan ve sıkılmadan devam edecektir. Çünkü bu meslek müflisi topluluk bu sayede bu ülke insanının aklını karıştırmış, futbolumuzun tepesindeki ve içindeki önemli hayat kaynaklarına öldürücü ilaçlar pompalamada adeta yarışa çıkmışlardır. Bunların isimlerini burada yazmaya gerek yok. Şayet bu ülkenin futbol meraklısı hâlâ bunları okuyup dinlemeye devam ediyorsa, o zaman ciddi bir klinik vaka durumu sözkonusudur. Tabii ki, Moldova bizim futbolumuz ayarında bir futbol ülkesi değildir. Hele hele dün akşam biraz açılarak daha fazla kontratak düşünerek oynayınca, top yapma niteliği ve niceliği çok yüksek olmayan Macar maçındaki aynı 11''imiz için oyun dakikalar ilerledikçe üstesinden kolay gelinebilecek bir konuma büründü.
Ve attıkça keyiflendik. Keyiflendikçe attık. Tabii, bu maçın teknik yorumunu da rakibin durumunu göz önünde tutarak fazlaca derine inmeden yapmak gerekir. Ama yine de çok koşarak hatta uzunca bir süre güç ekonomisine de gitmeden basarak oynadık. Bunda hiç kuşkusuz en önemli pay sahanın kenarında bu ülkenin en iyi teknik adamının bulunuşunun payı büyüktü.
Ben şimde başka bir ortama taşınacağım. Ne yapalım? Bizi sanki buralara taşınmaya mecbur ediyorlar. Türk futbolu Hakan Şükür G.Saray forması içine girmezden önce nice çok önemli değerlere sahip olmasına rağmen rakiplerinin yarı alanında futbol oynamayı ya da oralarda topa sahip olarak hücum etmeyi bilmediğinden neredeyse bir 50 senesini boşa geçirmiş bu hâl içinde de tek tek dünya çapında klas olan isimlerine rağmen bir arpa boyu gidememiştir. İşte 1992-93 sezonunda Hakan Şükür büyük takım forması içine girerek hem o kulübü hem de oradan aktarıldığı milli takımı Avrupa''da ya da genel anlamda uluslararası alanda rakiplerinin de sahasında oynayabilen bir konuma çekebilmiştir. Bu açık ve net inkâr edilemez bir gerçektir. Ben hiçbir gün Hakan Şükür''ü attığı gollerle önplana çıkarmış bir yazar olmadım. Kaldı ki, dün akşamki "boşalmasıyla" bu formada yanılmada yanılmıyorsam 50''ye vararken, Avrupa kupalarındaki bu rakama yakın golleriyle gol işini de futbol tarihimizde en fazla beceren isim olmuştur. Türk spor basınında eline kalem tutuşturulmuş, ağzının önüne mikrofon yerleştirilmiş art niyetli baykuşlar, futboldan hiç anlamayan gevezeler Türk futbolunda resmen bir devrim başlatan bir büyük emekçiyi inkâr etmek, yerin dibine batırmak gibi bir gaflette bulunmuşlardır. Ama normaldir. Onların nitelik ve niceliklerini daha evvelki cümlede tanımlamaya çalıştığımdan... Hiçbir şekilde Moldova gibi bir takıma gol sıralamak benim çok önemseyeceğim bir futbol sihiri değildir. Ama bu işin içinde Hakan Şükür''ün 4 golü varsa, Fatih Terim''in oyun anlayışı bulunuyorsa; ben bu işi büyütürüm. Seni gidi Haluk Ulusoy, seni... Az kalsın onu unutuyordum. O da mutlaka bir dümen yapıp Moldova''yı bu hâle getirmiştir. Görüyorsunuz değil mi? Neler yazmak zorunda kalıyoruz.

