Hakkı Devrim göreve Keşke "dil müfettişi" Hakkı Devrim biraz vakit bulup spor basını ile de ilgilenseydi ve "toplum müfettişi" büyük Türk televizyoncusu Sadettin Teksoy gibi parmağını sallayıp sallayıp sözlüğün üstüne bastırsaydı: - Beeen Hakkı Devrim! Çünkü... Bir: "Anti parantez" diye bir şey yoktur sevgili kardeşim. "Bu arada, parantez içinde söyleyeyim ki" diye kast ettiğin şey, "antrparantez"dir (Fransızca ''entre parentheses''dan gelir) ve senin söylediğinin tersine, "tam sırası gelmişken, altını çizerek" anlamındadır.
*** İki: "Eski Fenerbahçeli" diye bir şey de yoktur sayın abim. Yani iki ayrı Fenerbahçe mi var, biri eski, biri yeni olan? "Bir dönem Fenerbahçe''de oynayan" diyebilirsin. "Fenerbahçeli eski futbolcu bilmem kim" diyebilirsin. Fenerbahçe niye eskisin?
Fransızlar düşünsün! TRT''den Metin Çakmak, Akşam''dan Orhan Balal ve Cumhuriyet''ten Abdülkadir Yücelman ile birlikte Paris''te dolaşıyorduk.
Sabah saatlerinde bir açık pazarda küçük küçük hediyelik eşyalar aldık. Çakmak, biblo, kül tablası şu bu... Öğleden sonra bir restorandaki yemek çıkışında, elinde paralarla Orhan Balal köpürmeye başladı. - Ne oldu, dedim. - Sorma ya, dedi, sabahleyin hediyelik eşya aldığımız yerde para üstü veren kadın sahte euro sokuşturmuş.
- Üzülme dedim, gel benimle...
Hemen oracıkta bir kırtasiye dükkanına girdik. - Al şuradan bir kalem, ver sahte parayı. Dediğimi yaptı. Dışarı çıktık. - Tamam, dedim, şimdi Fransız Fransız''ı dolandırdı, bizi ilgilendirmez.
AÇIKLAMA: Bülent Yavuz aradı; perşembe günü yayınladığım telefon şakasında yanlışlıklar bulunduğunu söyledi. Spiker Ertem Şener Bülent Yavuz''u Şansal Büyüka diye değil, İlker Yasin diye aramış. Ve herhangi bir para pazarlığı da olmamış. Meraklısına duyurulur.
Kars ve aşk üzerine... "Kars aristokrasisi güçlerini bir zamanlar Gürcistan, Tebriz, Kafkaslar ve Tiflis yolu üzerinde olmasından, ticaretten, şehrin yüzyılda yıkılan iki büyük imparatorluğun Osmanlı Devleti''nin ve çarlık Rusyası''nın önemli bir uç noktası olmasından ve dağlar arasındaki bu yeri korusunlar diye imparatorlukların yerleştirdiği büyük ordulardan alıyordu. Osmanlı zamanında çeşit çeşit milletin, mesela bin yıl önce diktikleri kiliselerin bazıları hâlâ bütün haşmetiyle duran Ermenilerin, Moğollardan ve İran ordularından kaçan Acemlerin, Bizans ve Pontus devletlerinden kalma Rumların, Gürcülerin, Kürtlerin, her türlü Çerkez kavminin yaşadığı bir yerdi burası... ... -Bu ülke ancak yüreklere din korkusu salınarak hakkıyla yönetilebilir. (Kitapta tiyatrocu Sunay Zaim) *** - Bir kadın ilk on dakikada, bir erkeğin kim olduğunu, en azından kendisi için ne anlama gelebileceğini, onu sevip sevemeyeceğini derinden sezer. Bu sezdiği şeyi tam anlayıp bilmesi için biraz vakit geçmesi gerekir. Bana kalırsa bu vakit geçerken erkeğin yapacağı fazla bir şey yoktur. (Kitapta Kadife) *** Ka odasına çıkar çıkmaz, yatağa uzanıp tavana bakarak İpek''in hiç naz yapmadan geleceğini çok iyi bilmesine rağmen kısa süre içinde kötümserliğe kaptırdı kendini. Önce İpek''in babasıyla karşılaştığı için gelemediğini hayal etti; daha sonra gelmek istemediğini korkuyla düşünmeye başladı. Karnından bütün gövdesine zehir gibi yayılan o ağrıyı duydu. Başkalarının aşk acısı dediği şey buysa eğer, mutluluk verici hiçbir şey yoktu onda. İpek''e olan aşkı derinleştikçe bu güvensizlik ve kötümserlik buhranlarının daha da çabuk başladığının farkındaydı. Daha kötüsü, bekledikçe paranoyakça düşüncelere kapılması kadar, (İpek gelmiyor, İpek aslında zaten gelmek istemiyor, İpek bir dolap çevirmek ya da gizli bir amaç için geliyor, kız kardeşi ve babasıyla aralarında konuşuyorlar ve Ka''yı dışlanması gereken bir düşman araç gibi görüyorlar), bu düşüncelerin hastalıklı ve paranoyakça olduğunu da düşünüyor olmasaydı. Aynı anda hem paranoyakça bir düşünceye kendini kaptırıyor, mesela şimdi İpek''in bir başkasının sevgilisi olduğunu karnı ağrıyarak düşünüp, gözünün önünden acıyla geçiriyor, hem de aklının bir başka yanıyla düşündüğü şeyin hastalıklı olduğunu biliyordu. Bazen acısı dinsin, gözünün önündeki kötü sahneler silinsin diye bütün gücüyle aklının aşkla dengesizleşmemiş en mantıklı yanını harekete geçirip, güvensizlikten ve korkutucu düşüncelerden kurtuluyor (Yo yo, beni seviyor tabii, sevmese niye öyle coşkulu olsun ki), ama bir süre sonra yeni bir endişeyle tekrar zehirleniyordu.
Koridordaki ayak seslerini duyunca bunun İpek değil, İpek''in gelemeyeceğini söylemeye gelen biri olduğunu düşündü. Kapıda İpek''i görünce hem mutlulukla hem de düşmanca baktı ona. Tam on iki dakika beklemişti ve beklemekten yorgundu. İpek''in makyaj yaptığını ruj sürdüğünü mutlulukla gördü." (Kar, Orhan Pamuk)
"Eğer gideceğin yeri biliyorsan, büyük bir adım atmaktan korkma. Bir uçurumu iki küçük adımla geçemezsin."
(Lloyd George)
SORU
Maç esnasında hakeme şiddetle itiraz eden, itip kakan futbolcu, televizyon görüntülerinde hakemin haklı olduğunu anlayınca ne yapıyor?
VAY HAYVAN VAY
(Yuvası yer altında bulunan ve porsuğa benzeyen) mirketin ana yemeği akreptir. Akrep mirketi sokar ama zehri ona bir şey yapmaz.
SAHİBİ BELLİ SÖZLER "Yaş otuz beş, yolun yarısı."

