İşte size basma kalıp bir söz: Futbol bir takım oyunudur. Pazar akşamları televizyonlara üşüşen "otoritelerin" sığındığı ilk limandır bu:
"Futbol bir takım oyunudur." Peki, takım oyunu nedir? "Bir amaç uğruna, birlikte çaba göstermek" olabilir mi? Pekiii, bu çabanın içinde, iki rakip futbolcu dalaştı diye üçüncünün de takım ruhunu göstermek için kavgaya karışması? Ya da bir takım, ofsayttan gol yedik diye hakeme itiraz ederken, bu takım içinde bir futbolcu kenarda duruyor diye, bu sakin oyuncu şike ile suçlanabilir mi? H Evet evet, bunu da gördük. Ankara takımlarıdan biri, kritik bir maçta nizami olmadığını iddia ettiği bir gol yemişti; bütün takım hakemin üstüne çullanırken, oyunculardan biri, belki itirazın birşeyi değiştirmeyeceğini bildiğinden, kenarda kalmıştı. Ertesi gün, bir büyük gazetede bir büyük fotoğraf: "Herkes itiraz ederken (........) neden seyrediyor? Yoksa...?" H Aslına bakarsanız, bu "takım oyunu" edebiyatını buraya kadar sizi oyalamak için yaptım. Takım oyunu "şeklen" vardır; her futbolcu önce kendisini düşünür. Ver-kaça girerken de, gol ortası yaparken de, hatta yedek kulübesinden otururken de... Aaa, yedek kulübesi demişken... (Neyse, sahtekârlığın lüzumu yok; zaten lafı oraya getirecektim!) İstanbul''un 1. Lig''deki "öteki" takımlarından birinde, yedek kulübesine mahkum bir golcü, takım arkadaşından bir türlü kendisine forma düşmemesi yüzünden futbol dışı bir yola başvurdu: Kalkıp (........) Askerlik Şubesi''ne gitti bir sabah, takımdaki golcünün asker kaçağı olduğunu ihbar etmeye... Ve hedefine ulaştı, kalan 11 maçta!

