O sezon, ligde nefes nefese şampiyonluk yarışı yapan iki takım, kupada da eşleşmişti.
Karadeniz''deki bu büyük maçı kazanan taraf, finale çıkacaktı.
İstanbul''dan gelen büyük takımın yabancı hocası, saha kenarından takımına taktik veriyordu.
Ne olduysa oldu, hoca bir anda yerde çırpınmaya başladı.
Yerde kıvranarak kendini sahanın içine attı.
Şimdi sahada olmaması gereken birisi vardı ve maç devam edemezdi. Hakem durdurdu müsabakayı.
Maç öncesi ortamın gerilmesinde de katkısı bulunan o zamanki başkan, hocasının acıdan kıvrandığını görünce, "Can güvenliğimiz yok" gerekçesiyle takımını sahadan çekti.
Bundan sonra Türkiye büyük bir tartışmanın içine girdi.
Kim haklıydı, kim haksız?
Hocaya gerçekten bir cisim isabet etmiş miydi?
Futbol otoriteleri, hukukçular, doktorlar...
Televizyonlar bu tip tartışmalarla doluydu.
Futbol Federasyonu, yarım kalan bu maçla ilgili olarak, "Sahadan çekilen takımın hükmen yenik sayılmasına ve bir yıl Avrupa kupalarından men edilmesine..." karar verdi.
Buraya kadar olan biteni zaten biliyorsunuz.
-Belki- bilmediğiniz şu:
O maçta, saha kenarında can çekişen yabancı teknik direktörün tercümanı, yıllar sonra bana dedi ki:
- Hoca hepimizi çok korkutmuştu. Akvaryumdaki balık gibi şuursuzca ağzını açıp kapatıyor, boş boş bakıyordu. Doktor, ambulans, koşuşturma... Tam sedyeye bindirirken bana fısıldadı; "Merak etme, birşeyim yok..."

