Bu Dünya Kupası'nın peşin peşin favoriler listesindeki bana göre ilk isim İspanya idi. Çoğunluk Latin Amerika'nın malum takımlarıyla Almanya'nın gidişatından İspanya'ya sıra düşürmüşlerdi ama 2006'dan bu yana süregelen müthiş hem de olumlu pas sayısı rekoru hep İspanya'nın cebinde kalmıştı. Kulüp takımları bazında kurnaz hoca Mourinho'nun İnter'le Barcelona'ya yaptığı zulmü finale kadar gerçek manada hiçbir takım İspanya'ya yapamamıştı. Finale tarihinde üçüncü defa gelen Hollanda oyuncu yapısı itibariyle ne yapabilirdi ki? İşte finalin gizli şifresi burada saklıydı.
Bir de baktık ki, Hollanda futbol kılığında alışık olmadığımız bir değişimle karşımıza çıktı. Top İspanya'ya geçtiğinde tam takım topun arkasına geçip santrayla kendi ceza sahalarının makul uzaklığına İnter'inkinden biraz daha uzun bir pas duvarı oluşturan Hollanda İspanya'nın sihrini hayli törpülüyordu. Üstüne üstelik kazandığı toplarla da İspanya'nın oyun alanını iyi bir savunmayla daraltan kurgusu da çabuk top kaçıran Robben, Van Persie gibi oyuncularla da yürek oynatacak derecede sallanıyordu. Hele hele Robben'in atamadığı pozisyonlar Hollanda planının en çarpıcı göstergesiydi. İspanya'nın skor tabelasına yaklaştırıp yazamadıkları ise kale ağzı kafa darbeleri ve David Villa'nın plasesinde yattı.
Sonuçta final uzatmanın sonlarındaki bir golle bitti ama bence günümüz gerçekçi futbol modelinin en çarpıcı defilesi oldu. Benim futbol bilgim buna uyuyor ve her iki takımı da kutlarken İspanya'ya bir fazla tebrik gönderiyorum. Çünkü Fransa'dan sonra iki önemli kupayı üst üste kazanan ikinci takım da oluyordu. Kimin kazandığı, kimin kaybettiği benim için hiç önemli değildir. Ama bu oyundan ders çıkarmakta özellikle benim milli takımımla kulüplerinin bir numaralı görevi olmalıdır.

