Yirmi üç yaşındaki zayıf ve memure kız, yataktaki annesinin elinden su bardağını alırken, "Gelmedi anne, ne yapayım, karısı bırakmıyor demek ki..." dedi. Annesi ile karısı arasında sıkışmış nice erkekten birini boşuna bekliyorlardı. ... Oğlan çocuğu mutfaktan getirdiği bıçağı kapı aralığından uzattı ama ölüye bakmadı. Komşu teyze, babaannenin henüz sıcak olan karnının üstüne koydu bıçağı... Çocuk balkona çıktı, babasının bir an önce gelmesi için yola bakıyordu. ... Liseli delikanlı, kendisine bir türlü pas vermeyen kıza son koz olarak veda mektubu yazıyorken, bir gazeteden kopya çekiyordu: "Sana sağlıklı, huzurlu, layık olacağın, seni hak edecek bir istikbal, izdivaç, istikrar ve isabet diliyorum." ... Karı koca tartışıyordu. Adam karısının kırk dördüncü yaş günü için çeyrek altın almıştı. Kadın, "Maddiyat elbette önemli değil ama benim sana yaptıklarımın karşılığı bu mu olmalıydı?" diyordu elindeki küçücük kutuyu sağ yanındaki koltuğun üzerine atarken... ... Dört kuzen, düğüne gitmiş olan anne, baba, teyze ve enişteleri beklerken pencereleri açmış, koltuklara sere serpe uzanmış, sigara içerek bir müzik kanalını -en yüksek sesiyle- izliyorlardı.
... Kadın yatağın üzerine kapanmış ağlıyordu. Kayınpederi, çok sevdiği kiracısının sık sık eve girip çıkmasına, "Bu adam niye teklifsizce gidip geliyor?" diye bozulan gelinine bağırıp çağırmıştı. Gelin "Ama adam beni taciz ediyor" diyemiyordu ortalık karışmasın diye... Çaresizce tacizi yutkunan nice kadın gibi... ... Bir hastanede taşeron işçi olarak çalışan delikanlı, birlikte yaşadığı kendisinden büyük sevgilisi ile evinde televizyon izlerken cep telefonuna mesaj geldi; "Nazan''ı dövmekten geberttim, mutlu ol" yazıyordu mesajında eski eşi. Nazan, kızıydı. ... "Hoca oynatmıyor baba, ben ne yapabilirim?" dedi delikanlı, gözü televizyonda kulağı oğlunda olan babaya... Babası, "Bu yaşta yedek kalırsan futbolda nasıl ilerleyeceksin oğlum?" diye karşı soru sordu. Çocuk annesinden yardım ister gibi baktı: "Hoca arkadaşının oğlunu kaleye koyuyor, ben ne yapayım?" ... Avrupa''dan futbol özetlerini izleyen yaşlı adam, karısının "Bu yaşta ne bulur şu maçlardan? Sesini azalt biraz televizyonun, alt kata gidiyormuş ses" sitemini duymazlıktan gelerek, "Nasıl ölmüş bakkalın kızı?" diye sordu. Kadın üzüntü ile suratını buruşturdu: "Okul servisinde ayakta gidiyormuş. Öndeki öğrencilerden biri kapı otomatiğine basmış. Bu zavallı çocuk da ayakta kapıya yaslanıyormuş, kapı açılınca yola düşmüş. Servisin tekerleği kafasının üzerinden geçmiş."
... Dul kadın, sanayiden gelen iki çocuğunun sofrasına gerekli şeyleri koyduktan sonra abdestini aldı. Havlu ile kurulanıp, seccadesini serdi. Yüzünde kalan küçük abdest ıslaklıklarından büyük huzur duyarak namaza durdu.
... Baba, sofradaki tek eksik olan büyük kızının odaya kapanıp dizi izlemesinden rahatsız, ortanca ve küçük kızın korkmalarına sebep olacak bir sertlikte, "Çağır şunu, benim canımı sıkmasın!" diye kafasını sertçe soluna savurarak çıkıştı karısına... ... Demiryolu çalışanlarına has lacivert kıyafetli kondüktör, taze hava konusu getirerek tek katlı gecekondusunun avlusuna girince köpeği karşıladı onu... Kuyruğunu sallayarak efendisine yaklaştı, kendisini okşaması için acı acı inleyerek başını sahibinin elinin altına koydu.
... Kırklı yaşlarında bir adam, elektrikler kesilince televizyonun kumandasını sehpanın üzerine bırakıp, kızının odasına girdi, onu öpüp üzerini örttü, yatak odasına geçti. ... Yazarlık, panoramik bir şehir görüntüsüne bakarken, "Acaba şu evlerin çatıları altında hangi hayatlar, hangi mutluluklar, hangi acılar, hangi öfkeler barınıyor?" diye merak etmektir, belki de...
Yukarıdaki satırlar hayali bir semt kesitini anlatıyor!
>>> (Otobüs Durağı cuma ve cumartesi yayınlanır.)

