Kaydet
a- | +A

-Onca parayı niye verdik, tabii ki balkonda yapalım kahvaltıyı. Matbaa Müdürü, "Nerede yiyelim?" diye soran karısına esneye esneye böyle dedi, henüz çıkmadığı yataktan.... Gerçekten de tam beş yıl boyunca taksit ödemişlerdi bu kooperatif evine... Ve evdeki ilk sabahları idi. İki kız ve iki oğlandan henüz ortalıkta kimse yoktu. Kiradan ve dar odalardan kurtulmanın rahatlığı ile tatlı bir pazar mahmurluğu yaşıyordu hepsi, uykunun yumuşak kollarında... Annenin çay bardaklarının içine tek tek koyduğu kaşıkların çıkardığı sesler, ağız tadının efektleriydi adeta... Baba ise yataktan tembel tembel kalkıp musluktan akan sıcak su ile aldığı abdestin huzur veren ıslaklığı ile yeni odalarında çocuklarını "aramaya" koyuldu. *** Uzaktan da olsa denizi gören bu yeni evin balkonunda altı kişilik keyifli bir kahvaltı sürüp gidiyordu. Kimin ne yediğinin ve ne söylediğinin önemi yoktu; sinemacıların diliyle, arka planda her kafadan bir sesin çıkması anlamına gelen "rabarba" vardı.

Bu huzurla taş olsa yerlerdi. - Yakında buralar hep bina dolar, dedi baba denize doğru bakarak. O zaman da bu güzel manzara kaybolup gider. Karısı: - Baksana şuraya, dedi. Genişçe bir araziyi duvarla çevirmişler. Taşınmadan önce geldiğimizde bu çevirme yoktu. Kaç gün oldu ki son geldiğimizden beri? Matbaa Müdürü gereksiz ve ince bir hassasiyetle hesap yaptı: - Yine pazar günüydü. Çünkü ben işe gitmemiştim. İki... yok yok üç hafta önce... Büyük kız tasdik etti: - Evet yirmi gün falan oldu. Kadın ilginç bir tahminde bulundu: - Duvar yapısına bakılırsa mezarlık yapılacak gibi... - İyi ya, dedi adam, denizimiz kapanmaz. Kadın kaşlarını çattı: - Asla... Oraya gerçekten mezarlık yapılsın bir gece kalmam bu evde... Yeni meni dinlemem, hemen satarsın! - Haydaaa... - Ne yapayım, korkuyorum işte, elimde değil... En küçük çocuk yaşından büyük konuştu: - Anne sen girmeyecek misin mezara? Ölü insan ne yapabilir ki? Baba raconu kesti: - Tamam... Konuyu değiştirelim. Yemekte ölüm konuşmak mekruh. - Mekruh ne baba? Küçük kız sormuştu. Baba gazeteyi kurcalamakla meşguldü; kestirmeden cevapladı: - İyi değil yani... *** Matbaacı ailenin yeni evlerine taşınmalarının üzerinden dört ay geçmişti.

Yaz tatili için annenin memleketi Bartın''daydılar.

Baba, iki kız ve bir oğlan sakin bir yerde denize girmiş, anne ile küçük oğlan ise alış verişe çıkmıştı.

Beş dakikalık yolu yürüyüp de kan ter içinde çarşıya ulaştıklarında, yol kenarında dondurma satan bir adam gördüler. Anne: - Gel oğlum, bana arkadaşlık etmenin ödülü olarak sana dondurma ısmarlayayım, dedi. Çocuk uysal bir şekilde annesine itaat etti. Yolun karşı kaldırımına geçtiler. Çocuk dondurmacının hemen arkasındaki bayinin dükkan önüne astığı spor gazetelerini gözüyle tararken, anne dondurmacıya siparişi verdi: - Oğlumunki çilek ve vanilyalı olsun...

Dondurmacı zorlanarak kestiği siparişi külâha koydu, külâhı da elindeki uzun saplı kepçenin ucun yapıştırıp biraz da havaya kaldırarak kadına uzattı. Kadın ayaklarının üstünde biraz daha yükselerek külâha uzandığında dondurmacı kepçenin ucundaki dondurmayı lüzumsuz bir işgüzârlıkla ve ani bir hareketle ters yüz çevirdi. Kadın külâh yere düşecek diye hamle edince bir ayağı kaldırımdan yola kaydı, ve dengesin kaybedip sırt üstü asfalta çakıldı. Tam bu sırada karşıdan gelen bir BMW ani frene ve keskin direksiyon kırmasına rağmen kadının kafasına çarptı! *** Talihsiz kadın İstanbul''a, evlerinin karşısındaki yeni kabristana ilk cenaze olarak defnedildi...

ÖNE ÇIKANLAR