Kendi sahasında "ölüm-kalım" maçına çıkan Doğu Anadolu takımı, Başkent ekibini ağırlıyordu. Sezona başlanan hoca ile iş yürümemişti, takımın başına getirilen yeni-genç teknik adamla bir çıkış arıyorlardı. Bu maç kazanılırsa, geleceğe umutla bakılacaktı.
Takımın orta sahadaki oyun kurucusu, canla başla oynuyordu. Çünkü, takım içinde o kent doğumlu tek oyuncuydu; profesyonelliğin yanında, işin duygusal boyutu da vardı. Rakip takımın bir karşı atağında, tehlikenin daha da büyümemesi için, topla giden rakibini arkadan çekerek düşürdü oyun kurucu... Hem düşürdüğü futbolcudan, hem kendisine sarı kart gösteren hakemden özür diledi. Hakem, pek karşılaşmadığı bu olgunluk sebebiyle, kartını cebine koyduktan sonra sırtını minnetle okşadı oyun kurucunun...
Maç, karşılıklı gollerle 1-1 giderken, yine taç çizgisi kenarında, rakibin tehlikeli atağını kesmek için rakip futbolcuyu indirmek zorunda kaldı oyun kurucu... Yine rakibinden ve hakemden özür diledi. Hakem üzgündü; kısa bir tereddüt geçirdi. İkinci sarı kartın ardından kırmızı kartını çıkarması gerekiyordu. Yerdeki oyuncunun sakatlığıyla ilgilenmeyi bahane ederek, zaman kazanmaya çalışıyordu. Yerde yatan futbolcunun yüzüne doğru eğilmişken, yavaş yavaş doğruldu, kararını bekleyen oyun kurucuya dedi ki: - Kırmızı kartı burnuna dayamak istemiyorum, ama kural da bunu emrediyor. On yıllık hakemlik hayatımda ilk kez bir futbolcuya kırmızı kart gösterirken özür diliyorum. Kusura bakma (.........)''cığım. Futbolcu kırmızı karta bakmadan, saygıyla hakemi alkışlayarak, boynu bükük şekilde terk etti sahayı...
Kulübü, ertesi günkü yönetim toplantısında bu futbolcuya ceza kesti, "Kırmızı kart pozisyon gereği olmuştur, ama hakemi alkışla protesto ettiği için..."

