SEUL- Elli yılda neler yapılabilir? Ortalama Türk vatandaşı için, "Devlet dairesinde işe girilir, yerini sağlamlaştıracak tecrübeye ulaşınca mevcut iş savsaklanarak ikinci iş bulunur, düşe kalka iş hayatını tamamlayıp emekli olunur, yirmibeş, otuz yılın ikramiyesiyle ev alınır, çocukların mürüvetini gördükten sonra da ölünür." En azından hayal budur. Koreli elli yılda, camları bile olmayan teneke kaplı evlerden, açlık ve sefillikten, şu noktaya geldi: Her iki kişiden birinin otomobili var, her iki kişiden biri internet kullanıyor; orta okul öğrencisinin bile boş zamanı yok, çünkü okuldan çıkıp sırasıyla önce yabancı dil kursuna, sonra hoby kursuna (keman, piyano vs.), sonra da bir spor branşına gitmek zorunda... Tercihen taekwondo... Yabancı dil eğitimi dört yaşında başlıyor! Türkiye nüfusunun yarısından fazla insanı (46 milyon), Türkiye toprağının sekizde biri yüzölçümü var Kore''nin... Yani insanların üst üste yaşaması lazım. İki kişiye bir araba duştüğüne göre, araçların trafikte hareket edememesi lazım. Hayır; çünkü örneğin nüfusun dörtte birini çeken Seul''un altında bir Seul daha var. Üç katlı muazzam bir metro... Seul''ü ikiye bölen ve savaş sırasında geçişi problem olan Han nehrinin üstünde bugün uzay teknolojisini hatırlatan 23 görkemli köprü var. Kore gazisi Necdet yarbay, yarım asır sonra burada olmanın burukluğunu yaşıyor; "Kore''nin bu inanılmaz sıçramasını görünce memleketim adına bir kere daha üzüldüm" diyerek... Koreliler de bizim gibi vatansever!.. Sadece KIA ve Hyundai kullanıyorlar. Güney Kore kişi başına düşen gelirde dünya şampiyonluğuna doğru koşarken, Kuzey Kore''de her yıl binlerce, evet binlerce insan açlıktan ölüyor! Koreliler, neredeyse kendi takımları kadar destekliyorlar bizim futbolcuları... Çesitli TV''ler, üniversiteler sistemli olarak Türk Milli
Takımı''nı destekleme programları yapmış günler önce... Binerli, ikibinerli gruplar organize etmişler, Türkçe sloganlar öğretmişler, kırmızı-beyaz formalar hazırlanmış. Bizim milli maç günü, sokaklarda çekik gözlü ama suratlarına ay-yıldız boyanmış binlerce insan... Maç sırasında ataklarımızda bizimle birlikte ayağa kalkmalar... Anne, baba, oğul, kız... Brezilya maçında böyle bir Koreli aile oturuyordu önümüzde... Tugay''ın şutunda heyecanla ayağa fırlıyor, Hasan''ın golünde birbirlerine sarılıyorlardı sevinçle... Sadece Türkiye''yi değil, böyle insanları da üzdü milliler... 2000 Avrupa Şampiyonası''na, İtalya''ya 2-1 yenilerek başlamıştık. Ardından 0-0 İsveç beraberliği... Buna rağmen son Belçika galibiyetiyle turu bulmuştuk. Aynı şeyler olabilir. Yeter ki ders alalım, haddimizi bilelim, profesyonelliği unutmayalım! Görüşmek üzere...

