İki hafta önce Saracoğlu''nda bitiş düdüğü çalarken yazıma da şöyle bir başlık kondurmuştum:
"Sakın korkmayın" Bunu neden yapmıştım? Türkiye''deki popilist kritikçiler az farklı galibiyetler üzerinden günlerce saz çalanlar F.Bahçe''nin ateşle oynadığını dile getireceklerdi. Skor, içinde bir gol yemişlik bulunduğundan ilk bakışta rövanş için skıntı verici gibiydi. Ama ben o akşam maçın skoruna değil, maçı oynayan tarafların futbolcu farklılıklarına bakmıştım. Tabii ki, bu önemli farklılıktan doğan neredeyse 100 milyon dolarcık bir de ekonomi uçurumu vardı. Nitekim, F.Bahçe 60 dakika boşu boşuna yoklama çektiği maçtan birbiri ardına attığı şık gollerle gruplara kalıverdi. Maçı televizyondan izleyip yorumluyorum. Ve İlker Yasin''le Selçuk Yula''nın yorumları ile kahkaha dolu dakikalar geçirdiğimi de söylemek isterim. Yok efendim devre biterken Fener kalesinin direğine top çarpmışmış. Yok efendim, rakip çok disiplinliymiş. Yok efendim çocuktan olan santrforları çok rahatsız etmişmiş. Vallahi ayıptır ve yazıktır. Şu takımla hangi Türk takımı oynarsa oynasın; top da nereye çarparsa çarpsın, o Türk takımı tur atlar.
Hele ki, pres yapabilen rakibe basarak oynayabileni 60 dakikada değil, 10 dakikada işi bitirir. İşte F.Bahçe biraz canı sıkılıp da "Ne oluyor be" diye hareketlenince 5 dakikada maçı bitiriverdi.
Ama bu gariban rakipten yine de F.Bahçe''ye çıkan bir uyarı da yok değildi hani. Savunmanın göbeğindeki yeni iki ithal takımdaki aynı bölgenin yerlilerinin yarısı bile değiller. Bence Zico, yarın karşısında bulacağı ciddi rakipler için transfer fiyakasını düşünmeden orada acilen tedavi yapması gerekiyor.

