Kaydet
a- | +A

Tam bir hayvan tutkunuydu. Öyle ki, bir kuşun televizyondaki ölümünü bile görse, gözleri nemleniyordu.

Ayrı yaşayan ebeveyninden annesini daha çok sevmesi, babasının avcılık merakına duyduğu nefretten kaynaklanıyordu belki...  İnsan hegemonyasının hüküm sürdüğü yaşlı dünyamızda, bir havansever olmanın çilelerini anlatırdı. "Evlenmeyi düşündüğüm kadının kürk zaafını öğrendiğim gün sevgim nefrete dönüştü" demişti. Evlenmemişti tabii...  Hatırı sayılır bir kuş "koleksiyonu" vardı. En büyük zevki, kuşların o küçük ve yumuşacık başını öpmekti.

Onlarla çeşitli oyunlar oynar, yoklama yapar, sohbet eder, yarıştırır, takla attırır, keyifli zamanlar geçirirdi.  Kuşseverliğinin yanında, dünya çapında genç bir sporcuydu o... Kangurular ülkesindeki turnuvada iddialıydı. Coşkulu seyirci önünde turları birer birer çıkarken... O talihsiz an gelip çattı. Kaderin böylesine garip cilvesinin izahı yoktur: Genç sporcu, bütün gücüyle vurduğu tenis topunun, inanılmaz bir zamanlama ile havada kuşla buluşmasını farkettiğinde, dizlerinin bağı çözüldü. Tüyleri havada uçuşan kuş o saniyede parçalanmıştı ve genç tenisçi çöktüğü yerden kalkamamıştı. Şuursuzca: "O benim kuşum, o benim kuşum" diye sayıklıyordu.

Ölen kuşun gerçekte onun koleksiyonundan olması ihtimali zayıftı; ama doktorlar genç tenisçiyi müşahade altına aldılar. Henüz bir daha bir tenis maçına çıkamadı.

ÖNE ÇIKANLAR