Kaydet
a- | +A

Bir nazarı kâfîydi...

Yine "Bâkî Billah"ın, insanlara şefkati, Öyle fazla idi ki, mûcib idi hayreti. At ile gidiyordu, Delhi''ye ekseriyâ. Ve lâkin fakirleri görseydi yolda yaya, Şefkatinden, kendisi atından iniyordu. O fakir kimseleri, ata bindiriyordu. Ve hattâ "Kendisini tanımasınlar" diye, Tebdîl-i kıyâfetle giderdi çoğu kere. Şehire yaklaşınca, binerdi ata tekrar. Ki, vâkıf olmasınlar bu hâline insanlar. Fazla olduğu gibi şefkati insanlara, Mânevî himmeti de, çok idi bundan daha. "İmâm-ı Rabbânî" ki, en yüksek talebesi. Ondan yoğurt gelmişti, bir Ramazan gecesi. İmâm, yoğurt kabını verip talebesine, Buyurdu: (Bunu götür, hocamın hânesine.) "Bâkî Billah" kalktı ve açtı ev kapısını. Ve o gelen kimseden, aldı yoğurt kabını. Yüzüne, şefkat ile bir kere bakıp onun, Buyurdu: (İsmin nedir, nereden geliyorsun?) Edeble kendisini tanıtınca, o vakit, Buyurdu ki: (Pekâlâ, haydi âfiyetle git.) Bu kadarcık görüşüp, döner dönmez o geri, Başladı kendisinde, "Evliyâlık" halleri. "İmâm-ı Rabbânî" de, hayret edip bu hâle, Buyurdu ki: (Evlâdım, ne oldu sana böyle?) O, kendinden geçmişti, dedi ki: (Bilmiyorum. Her yerde bir nûr var ki, îzâh edemiyorum.) Biri dahî vardı ki, tek arzusu onun da, Girip yükselmek idi, "Evliyâlık yolu"nda. Başvurdu her çâreye, gördü çok kimseleri. Ve lâkin açılmadı mânevî kalp gözleri. Hâlisâne olarak edince bir gün duâ, Ertesi gün kavuştu, bu yüksek murâdına. O gün "Bâkî Billah"ın işitip kemâlini, Söylemeyi düşündü ona gidip hâlini. O sırada gördü ki, gidiyor o da atla. Koşturdu arkasından, büyük bir iştiyâkla. Yaklaşıp tutuverdi, atının dizginini. Arzetti tasavvufa girmek istediğini: "Muhammed Bâkî Billah", atından indi yere. Kucaklayıp, şefkatle ona baktı bir kere. Ve elini açarak, duâ etti hem dahî: (Sen bunu, murâdına kavuştur yâ ilâhî!) O "Allah adamı"nın bir duâ ve himmeti, Sâyesinde, o zâtın açıldı kalp gözleri.

ÖNE ÇIKANLAR