- Anlamıyor musun, çocuk her türlü isteğimizi sırf bu yüzden kabul ediyor. - Hayatım gerçekten böyle yerlerden bir şey çıkmaaaaz! Para tuzağı bunlar! - Seni futbola yazdıracağız deyince akan sular duruyor. Sünnete de böyle razı ettik, ana okuluna da... Denesek ne çıkar? Olmazsa aklından siler, tamamen derslerine yönelir.
- Önce derslerine yönelsin, sonra bakarız. *** Anne ile baba, dokuz yaşındaki tek çocuklarının futbolcu olma isteğini tartışıyordu.
Yaklaşık bir yıl önce, Fenerbahçe altyapısına futbolcu seçmek üzere semtlerinde bir "futbol okulu" açılmış, çocuk da o gün bu gündür "Beni de kaydettirin" diye tutturmuştu. Anne çocuğun bu "zaafını" zaman zaman kullanmış, banyo ya da ders yaptırması gerektiğinde, "Bak seni futbola yazdıracağım evladım" demişti. Şimdi, eşini ikna etmeye çalışıyordu. *** Çocuk, sarı-lacivert formayı, kendi mahallesindeki futbol okulunda da olsa giymiş olmanın büyük gururunu yaşıyordu. Nihayet yazılmıştı. Bir gün bu mahalleden çıkıp, Fenerbahçe''nin altyapısına seçileceğine, orada hayranı olduğu yerli ve yabancı büyük futbolcuları göreceğine ve elbette ileride onların yerinde kendisinin oynayacağına inanıyordu. Gerçi babası onu o futbol okuluna yazdırırken her ay vereceği önemli miktarda paranın yanı sıra, bir yıldır oradaki çocuklardan bir tane bile Fenerbahçe altyapısına futbolcu seçilmediğini öğrenip üzülmüştü ama... Bunu çocuğa söylemenin bir âlemi yoktu. Zaten oğlunun futbolcu olmasını çok istediği de söylenemezdi. Futbol okulunun yetkilisi: - Üç ayrı yaş kategorisi takımımız var, üç deneyimli ve diplomalı teknik adamımız var. Biz çocuklarımızı üçer aylık periyotlarla çalıştırıyoruz. Sonra Fenerbahçe''den yetkililer gelip seçme yapıyorlar. Sırf İstanbul''da bu organizasyondan üç ayrı bölgede var. Bizden henüz futbolcu almadılar ama bu hiç almayacakları anlamına gelmez. Ayrıca ille de seçilmeleri gerekmiyor, çocuklar bu bahane ile spor yapıyor işte abi... Buradan topladığımız para da büyük Fenerbahçe''mize bir katkı oluyor, demişti. *** Çocuğun çalışmalara başladığı günden tam doksan altı gün sonra Fenerbahçe antrenörleri seçmeler için geldiler. Çocuklara bir gün önceden haber verilmişti. Üç kategoride toplam yüz dört çocuk vardı. Ve muhtemelen, kahramanımız olan çocuk gibi diğerleri de geceyi heyecandan uykusuz geçirmişti; rakip futbolculara attığı türlü çeşit çalımlarla, rakip ağlara gönderdiği eşi benzeri görülmemiş müthiş gollerle... *** Ertesi sabah annesi, sanki çocuğu futbol seçmelerine değil de mankenlik ajansına götürüyormuş gibi önce kuaförde saçlarını yaptırdı. Sonra aile doktorlarını arayıp, nasıl bir kahvaltı yaptırırsa daha performans arttırıcı olacağını sordu. Seçmelerde çocuk ilk çıkan grupta yer aldı; orta sahada oynuyordu ama bu lafın gelişiydi; top nerede, bütün çocuklar oradaydı.
Günün sonunda, kulüpten gelen antrenörlerden yaşlı olanı, iki kişinin kazandığını ve ertesi gün sağlık raporu ile birlikte kulübe gelmelerini söyledi. Çocuk, iki kişiden biriydi! *** Asıl sürpriz bundan sonraydı; çocuk, sağlık raporu için annesi ile birlikte gittiği semtteki özel hastanede efor testi yapılırken fenalaştı, yere yığıldı; defibrilatör (kalp şoku cihazı) fayda etmedi. Doktorun açıklamasına göre çocuğun kalbinde delik vardı ve dokuz dakikada beyin ölümü gerçekleşmişti. *** Bu sırada evde kahvaltısını bitiren baba, oğlunun masa üzerine bıraktığı günlüğündeki son sayfayı okudu; iri harflerle ama özenli yazılmış kısa bir yazıydı: "BAŞARDIM! HAYATIMIN EN MUTLU GÜNÜ!"

