Fenerbahçe ile Galatasaray, tuttular Almanya'ya, yani bizim gurbete bir özel maç ayarladılar. Ya da Spor Toto mu ne, böyle bir sezon öncesi erken buluşmayı birer milyon euro sayarak ayarladı. Bu maçın bu tarafı beni hiç mi hiç ilgilendirmez.
Ammaaaa beni çok yakından, daha doğrusu ülkemi çok ama çok yakından ilgilendiren öyle kısımlar var ki, of ki of...
Önce maçın Alman hakemine girelim... Türkiye Süper Lig'inde beş adet böyle hakem olsa, ne yönetici papağanlık yapabilir, ne de spor medyasının balonları uçabilirler. Tabii ki, kötü niyetli, tribünlere oynayan, başkanın veya yöneticinin has evlatları da sezon boyunca cezalı duruma düşmekten forma giyecek maç bulamazlar. Yangıncı taraftar kısmı da maça, bırakın cebine bozuk para, çakmak, maytap koymayı, cepsiz giysilerle gelmekten başka çıkış yolu olmadığını görür.
Ama gelin görün ki, maçın yayıncı kuruluşu devre arasında bir hanımefendiyi kısa bir değerlendirme için ekrana çıkartmaz mı? Bu hanımefendinin adı, yanlış aklımda kalmadıysa Yasemin... Ve de Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi... Bakın ne günlere kaldık... Yasemin Hanım, daha sözlerinin başına maçın hakemini dolamaz mı? Neymiş, özel maçta böyle bir yönetim gösterilir miymiş?.. Ne yani, futbol oyun kuralları, özel ve resmi müsabakalar olarak iki bölümden mi oluşuyor? Siz hanımefendi; futbol oyun kurallarından kaç tanesini bilirsiniz? Bakınız, maçtan sonra, belki de mahalle arasından çocukken top tepmiş olmalı ki, Sayın Ali Koç bile hakemi örnek düdük olarak gösterdi. Sayın Yasemin Hanım; siz siz olun bir daha sakın ha elinizin hamuru ile erkek işine karışmayın... Yayıncı kuruluşun da kulağına küpe olsun!
Devam edelim... Bu Rijkaard'ı futbolcuğunda çok izledim. Gerek statta, gerekse ekrandan... Mükemmel bir oyun yönetim beyin idi... Ama ne var ki, teknik direktörlüğünde ciddi zaaflarla yüklü görünmektedir. Hele hele oyun okumada on üzerinden alacağı not en fazla üçtür...
Düşünebiliyor musunuz; Fenerbahçe on kişi kalmış... İlk yarı bitimine kadar geçen süreçte zaten, ikinci yarıda da hangi oyun anlayışı ile oynayacağı belli. Hatta taaa altı yıldan bu yana bellidir... Yani Galatasaray, oyuncu değişiklikleri sayesinde de maçı yarı sahaya yükleyecekti. Öyle de oldu. Ama bu Rijkaard tuttu, Mehmet Badtal'ı oyundan alıp, yerine 20 kişilik kalabalığın içine küçük Emre'yi soktu. Solda Hakan Balta ile Serdar, sağda Sabri ile Barış defalarca çizgiye indiler, ama topu kaldıracak oyuncu bulamadıklarından hep sakız gibi çiğnediler. Haaa Mehmet gol atardı, harikalar sunabilirdi demiyorum. Diyeceğim şu; Mehmet'in fiziği sayesinde Fenerbahçe savunmasının yerleşik düzeni sarsılır, kim bilir belki de, birileri bundan yararlanabilirdi. Bütün yazılanları okudum da, Rıdvan kardeşimi de ekrandan izledim de, buna değinen tek bir yorumcu çıkmadı. Ne dersiniz; bir de Galatasaraylı futbolcular sorsak mı?
Fenerbahçe mi? Anlaşılan o ki, çift ön liberolu ve uç adam arkası Alex'li düzen değişmeyecek. O zaman bunun adı devrim olamaz. Olsa olsa yenilerle rötuşlu kötü bir devrimci taklit olur.

