Genç hakemin mesleğinde büyük idealleri vardı.
Süper Lig''e ilk kez çıktığı sezon, maç almak için fazla beklemedi. Üçüncü haftada iki Anadolu takımının maçını büyük bir başarıyla yönetince, bu defa bir İstanbul büyüğünün kendi sahasındaki maçına verildi altıncı haftada... Bu tür "vitrin" maçlarında hakemin yapması gereken (!) ilk şey, basın tribününde oturan taraflı spor yazarlarını memnun etmektir! Yani, büyük takımı kollayacaksınız, puan kaybetmesine izin vermeyeceksiniz. Öyle her gördüğünüzü çalarsanız, büyük takım oyuncularının küfürlerini duyarsanız, bu kulübün idarecilerinden önce medya mensuplarının şimşeklerini çekersiniz. Ki, bu da sonunuz olur! Hakem müessesesinin mezarlıkları, bu tip ölülerle doludur! Genç hakeme dönersek, İstanbul büyüğünün maçını "gördüğü gibi" yönetti. Oysa, maçı televizyona değerlendiren spor otoritesi, 1-1 biten bu maçta verilmeyen üç penaltı tesbit etmişti! Olabilir; herkese göre değişen bir görüştür bu. Olmaması gereken, o spor otoritesinin bu genç hakemle ilgili olarak özel şeyler söylemiş olmasıdır: "Bu hakemin genç yaşta çok zengin olduğunu duydum. Böyle maç yöneten insanların serveti de araştırma konusu olmalıdır." Genç hakemin gururu incinmişti; işini gücünü bırakıp, bu spor otoritesinin peşine düştü. İstediği randevuyu kopardı. Randevu yerinde buluştuklarında, hakem son derece mütevazı ve sakindi.
Buluştukları yer Pierre Loti''ydi. Türk kahvesi içtiler.
"Sadece üç-beş adım attıracağım size" dedi hakem ve spor otoritesinin koluna girdi. O günlerde, bu mekanda Türkiye''yi sarsan bir cinayet işlenmiş olduğundan spor otoritesi endişesini belli etmemeye çalışıyordu. Kendisine bir saldırı olması durumunda ne yapacağını planlıyordu. Genç hakem durup dururken bir de, "Biz kefenimiz koltuğumuzda yaşıyoruz" gibi bir laf edince hepten korktu spor otoritemiz... "Hah, geldik" dedi genç hakem... İki mezar arasında bir boşlukta durdular. "Hayat dediğiniz nedir ki abiciğim, göz açıp kapayıncaya kadar bitip gidiyor. Benim dünyalık işlerle, para pul biriktirmekle işim yok. Sadece zengin bir aileye mensubum, o kadar. Evet, biz kefenimiz koltuğumuzda yaşıyoruz" dedi hakem. Parmağıyla, iki mezar arasındaki boşluğu gösterdi: "Gireceği toprağı bile önceden hazırlamış bir insan servet peşinde koşar mı? Burası benim mezarım!" dedi. Spor otoritesi, eleştirdiği hakemin ismini mermer taşta görünce irkildi, bir ölüyle birlikteymiş gibi korktu.

