Günümüzdeki kadrolarıyla kırk gün kırk gece karşı karşıya gelseler, Galatasaray''ın Efes''i yenmesi şöyle dursun, fark yememesi bile kolay kolay mümkün olamaz.
Buradan bakınca maçın teknik analizine gırtlağa kadar girmenin de bir anlamı yok.
Zaten basketbol maçına ne zaman kalem kursam, bu, çok incelikleri olan oyunun teknik tarafına yığılmak yerine daha tepeden, daha cımbızla davranmayı seçmişimdir. Neyse... Önce maçın üç NBA şıklığı yüklü hareketinden söz edeyim.
İkinci periyodda, Solomon''un sağ el turnikesi ile potaya yüklenip, sol eliyle bastığı smaç, varsa şayet, koca sezonun jeneriği olmalıdır.
Dördüncü periyodda, Prkacin''in potaya arkası dönükken gelen pası aynen sol eliyle Nikoliç''e devam ettirmesi de tam anlamıyla derslikti.
Peki, oyununa bayıldığım küçük Ender''in, kendinden yarım metre uzun Boddicker''in üzerinden attığı üçlüğü unutacak mıyız? Halil hoca bile bu basketten sonra oyuncusuna aradaki boy farkını anlatmaya çalıştı.
Galatasaray''ın savunmada, hemen hemen bütün içeri, yani uzunlara atılan Efes toplarının belki de tek birine dahi pas arası, ya da geriden kol uzatarak kapma ustalığını göstermemesi de hayret verici idi.
Zaten Galatasaray taraftarı da, maçın sanki gazete başlığını atarcasına "Yönetim, basketbola sahip çık" sloganını haykırmadı mı? Tabii Halil hocaya sahip çıkarak... Aynı Halil hoca, 11 numaralı yeni beş numarası Little hakkında üç aşağı beş yukarı bir karara varabilmek için son periyodda bütün oyunu onun üzerine kurarak, bana göre çok yerinde bir sınav açtı. Haaa sonunda notu ne oldu, onu bilemem...
Haa, bir de şu G.Saray Basketbol Takımı''nın formaları var. Hani, sırtına bir türlü isimlerin yazdırılamadığı... Başkan Canaydın, hafta içinde "İlk maçta gör" demişti. Gittim, ama göremedim.
Oktay Mahmuti ise, zaten büyük takım olmuş takımının bu kolay maçta toptan ter atmasını sağlayarak, haftayı boş (!) geçirmemiş oldu. Noktayı koyarken, Domercant''ı ben maçın adamı seçtim. İster katılın, ister katılmayın!

