Günlerce, hatta haftalarca gelen ısrarlı telefonların sonunda "Peki" dedi muhabir, "Peki geleceğim, söz..." Anadolu''nun hiç gitmediği bir köşesinde bir çocuk, "sabahtan itibaren ayağında sektirmeye başladığı topla okula gidiyor, bakkala gidiyor, çarşı pazar dolaşıyordu." - Tamam abiciğim, geleceğim dedim ya! Haftaya olabilir. Çocuk bir yerlere kaybolmasın ha... Tamam! Yirminci yüzyılın sonlarını, Türk özel televizyonlarının ilk yıllarını esir alan spor-magazin programlarından birinin muhabiri sözünü tuttu gerçekten... Kameramanıyla birlikte İç Anadolu''ya gitti, şehirden kasabaya geçti, "ayağında sektirdiği topla yaşayan" çocuğun evini buldu. Kamera ve mikrofonu duyan koştu, zaten kulağı delik konu komşu "olay yerini" mahşer yerine çevirdi. Her Anadolu evi gibi burada da "televizyondan gelenlere" elde ne var ne yoksa ikram edildi.
Yenildi, içildi ve "konuya gelindi." - Bu mu bizim topçu? - Evet amcası... Hadi sektir oğlum... - Yo yo... Daha işimiz çok... Kamera, ışık, kurgu... Nasıl girelim kameramanım Cevat Kellem? Çocuğun, yorgan altından topla birlikte kalkmasına, topu sektirerek giyinmesine, çay içip evden çıkmasına ve okula gitmesine karar verildi. Neredeyse tüm kasaba "kapıyı zorluyordu." Çekimlere geçildi. "Uykudan yeni uyanmış gibi" yapılan çocuk, yataktan kalkıp top sektirmeye başla...yamadı. Daha ikinci sektirmede düşürdü topu... Defalarca yapılan tekrarlar sonucu değiştirmedi; en fazla sektirme sekiz-dokuzu geçmedi. Belki ev içinde zor oluyordur diye dışarı çıkardılar, ı-ıh! Günlerdir gelecek hayalleri kuran, kendisini kâh Ali Sami Yen, kâh Fenerbahçe Stadı''nda hayal eden, derslerini aksatan, büyük ölçüde kilo kaybettiği gözlenen, bütün bir kasaba halkının beklentisiyle ayakları titreyen çocuk, dış çekimlerde daha kötüydü; iki sektirmede düşürüyordu topu... Artık yağmur gibi boşalan gözyaşlarıyla başarısız denemelerinden birine daha başlayan sekiz yaşlarındaki çocuk, muhabirin kameramana, - Hadi hemen tüyelim baba, diye fısıldadığını duymadı...

