Futbolda ana strateji galibiyet ya da yenilmemek üzerine kurulur. Sahaya kategorisi ne olursa olsun, hangi takım çıkarsa çıksın bu hedefler peşinde koşar. Hele hele Türk Milli Takımı grubunda bugünkü konumunu korumak, ya da daha da iyileştirerek kendisine rakiplerinin fazla yaklaşmaması adına bu stratejiyi planlamış olmalıdır. Hal böyle olunca, ya da olması gerekince takımınızda futbolun beyni dediğimiz, hayali çizgilerle tariflemeye çalıştığımız orta alanda, oyunu yönetecek, yönlendirecek, topu tutabilecek, adam eksilterek rakibin alanına doğru akışlar yapabilecek eleman ve elemanlara sahip olmanız gerekir. Dün akşamki Milli Takım''ın ilk on birine baktığımda, futbolun ana stratejilerinden herhangi birinin gerçekleştirilmesi adına bir düşünce ürünü göremedim. Aurelio''nun ön liberoluğa soyunduğu Milli Takım''da, Gökdeniz veya Tuncay''dan öylesine bir şeflik beklemek zaten fazla hayalcilik olurdu. Bu nedenle de oyunun koca ilk yarısında Milli Takım, sadece Arda''nın kendini gösterebildiği 1-2 dakika hariç doğru dürüst olumlu pas, yani organize bir atak yapamadı. Tuncay''ın dağınıklığı, Gökdeniz''in yerini çok yadırgayıp sanki futbola yeni başlamışlık hali, Arda''nın teknik gösterilerini de sonuçsuz bıraktı. Hakan Şükür''ün rakip stoperler arasında sandviç oluşunu rahatlatabilecek bir sürpriz adam bile sokamadık. Savunmada İbrahim Üzülmez hemen hemen hiç hata yapmadan oynarken, Gökhan''la Servet''i rakibin iki uzun uç adamı dağıtıp salladı dersek yalan olmaz. Zaten ilk yarıda yediğimiz goller de bu depremlerin ürünüydü. Hakan Şükür''ün kafasından çıkan gol ve Sabri''nin düne kadar seyrettiğimiz dağınıklığının ötesinde attığı çok şık gol, ne yazık ki soyunma odasına galip gitmemize yetmedi.
İkinci yarıya bu orta alan zafiyetinin kalkabileceğini bekleyerek hazırlanıyorduk, Gökdeniz''in çıkıp Hüseyin''in girdiğini gördük. Bu sadece orta alanın savunmaya dönük sigortalanmasından başkaca bir şey değildi. Çünkü Hüseyin''in nöbetçiliğinde öne gidecek olan Aurelio da olmazsa olmaz tip değildi. Nihayet 62. dakikada o takımda mutlaka bulunması gereken hit oyuncu Yıldıray, Arda''yla değişti. Acaba Tuncay''la mı değişseydi daha doğru olurdu? Tabii ki onu da Fatih Hocam bilir. Bosna takımının her top kazanışımızda, topun olduğu bölgede fazla adamla çoğalıp, vücutlarının ölçü genişliğini kullanarak oyun kurmamızı engellediklerini izlemeye devam ediyorduk. Aaaa bir de baktık ki; Sabri çıkmış Ümit Karan oyuna girmiş. Bu çorba kurgudan ne çıkardı tamamen papatya fallık bir kurguyla karşı karşıya kaldık.
Düşünebiliyor musunuz, Ümit Karan''la Hakan Şükür artı Tuncay arkada bu rakip savunmanın önünde ve içinde yerleşmesi zor olan toplulukla pozisyon zenginliği sunacaktı. Mümkün mü? Bosna takımında Muslimovic diye Parmalı bir oyuncu vardı. Hani bizim yabancı sayısının artırılmasını isteyen avcıların dikkatine sunayım dedim. Futbolun ana stratejisene hiç uymayacak bir takımla maça başlayıp, yaptığımız değişikliklerle de bu uyumsuzluk inadımızı sürdürdük.
Bu arada Fatih Hocamın yabancı sayısındaki sınırın kalkması konusunda Kulüpler Birliği düşüncesine ortak oluşu, acaba dün akşamdan sonra değiştirilmesi gereken bir fikir mi olacaktır? Kimbilir, bir bakarsnız önümüzdeki sezon bazı milli maçlarda yine Tümersiz Emresiz kalıp, Yıldıray''ı da getiremezsek Fatih Hocayla kulüplerin futboldan çok anlayan (!) yöneticileri çıkıp Milli Takım''da oynayıverirler. Tabii ki 6 ay maç oynamamış bir kaleciyi böyle zor bir oyuna koymak da, olsa olsa yine bu yabancı hayranlarının yerli yanlışı olur. Rüştü''ye de yazık oldu Milli Takım''a da.

