KRİTİK
İnsanlar karakterleriyle ilgili ipuçlarını kızdıkları zaman ele verirmiş.
Son günlerde arka arkaya sportif örneklerini yaşadık. Galatasaray Kayseri Erciyes''in elinden son anda kurtulunca Bülent Tulun çıkıp, "Çok motive olmuşlar. Bu işi bilenler ne demek istediğimi anlamıştır" diyerek, kendilerine direnen takımın Fenerbahçe''den teşvik primi aldığını ima etti. Fenerbahçe''nin "pahalı" kadrosuna rağmen bir türlü zirvede rahat oturamaması üzerine Murat Özaydınlı çıkıp, sezondaki tek rakipleri Galatasaray''ın kendini acındırarak hakemlerden ve rakiplerden yardım gördüğünü ima etti. Trabzonspor üçüncülük ve dolayısıyla UEFA Kupası yolunda patinaj yapınca Zeyyat Kafkas, bu kulvardaki rakipleri Kayserispor''un "kardeş takım" Erciyes''le yapacağı maçı önceden şaibeli ilan etti.
Herkes önündekini yemek yerine, körün üzüm yeme fıkrasındaki gibi karşısındakini kendisi gibi bildiği için bir çamur deryasındayız. Şiddet buralardan başlıyor.
NOT Türkiye''de insanlar hakemden ADALET değil, TORPİL bekliyor.
ÖFKE Yapar! Bir tarihte internete basketbol yazan bir arkadaşım, kulağıma bir cep telefonu dayadı. Telefona kaydedilmiş öfkeli bir adam sesi habire küfür ediyordu.
Küfürler arasındaki boşluklardan arada bir basketbol lafları da geçiyordu. Öfke, tehdit ve hakaretle dolu bu kayıt bittiğinde anladım ki... Ağzından ateşler saçan adam, o tarihte İtalyan Siena basketbol takımını çalıştıran Ergin Ataman... İnternette kendisini eleştiren bir gazeteciye tepki gösteriyordu. O zaman o arkadaşa "Bu tehditleri haber yapmamıza izin verir misin?" dediğimde, kabul etmemişti. Sebebini bilmiyorum. Bugün Ergin Ataman, yeni sevgilisine laf atan eski sevgilisinin ağzını burnunu kırmaktan dolayı gündemde... Ve dizginleyemediği öfkesi sebebiyle, bu ülkenin en önemli birkaç basketbol takımından birinin başından ayrılmak zorunda kaldı... Yazık!
OKUMUŞ
NOT ALMIŞIM Hey gidi
Köy Enstitüleri (Modern Zamanlar, Hadi Uluengin)
"Bundan tam elli dört yıl önce ve ilk kez 17 Nisan 1940 tarihinde açılan Köy Enstitüleri''nin tekrardan devreye girmesi tartışılıyor. Böylece bekâreti elden giden laikliğin nâmus tazeleyeceği düşünülüyor. Halbuki okullar, tarihimizdeki totaliter uygulamanın en kara örneklerinden birisini oluşturmuştur. (..) Eğitim sistemimize zorbalık anıtı dikmiştir. (..) Kanunun on altıncı maddesi, okulların ve öğretmen evlerinin yapım, onarım ve masraflarının halk tarafından ve bedava karşılanacağını zikrederek, köylüleri cebren ve fiilen angaryaya tabi tutmuştur. Dolayısıyla halk enstitülerden nefret etmiş, baş belası saymıştır. (..) ''Köy'' sıfatına rağmen asla köylü desteği alamayan enstitüler, demokrasiye geçişle birlikte kapatılmıştır. İnsanlarımız ferahlamıştır. Milli Şef''in ceberutluk defterlerinden bir tanesi daha dürülmüştür. Köy enstitüleri, istisnalar hariç, mürekkep yalamış cahiller üretmiştir. Buradaki eğitim sistemi, halkçı geçinen ve ilericilik babında mangalda kül bırakmayan, ama aslında ne halk ne de aydın olan ''vasat ordusunu'' meydana getirmiştir. (..) Zaten cüret, cehaletten geldiği için de, enstitülü zevatın ''ileri'' kültürü, kasaba meyhanelerinde ''sol'' nutuk çekmek; asla edebi ve beşeri değeri olmayan anti-Amerikancı kitap yazmak ve sanki çok matah bir şeymiş gibi, Müslüman kimlikli Türkiye halkına domuz eti yemeyi öğütlemekle sınırlı kalmıştır. Onların ''aydınlığı'' yarı cehaletin tehlikeli karanlığını oluşturmuştur. Bu yüzden de, enstitülü ve enstitüsüz ''sol'' yaftalı bütün vasatlar sahte bir efsane meydana getirerek, kendi cahilliklerinin dayanışması içine girmişlerdir. Ama Allah''tan dünya dönüyor. Sol laf ebesi yetiştiren Köy Enstitüleri''nden yana değil, yüz bin milyar megabaytlık bilgisayar üniversitelerinden tarafa dönüyor. Şükür, bu bilgisayarlar da klavyesine dokunur dokunmaz, trinitron ekranın üzerine ''vasatlığa yağma yok'' cümlesini yazıyor."
NOT Kuddusi Müftüoğlu çok iyi bir insan, çok kötü bir hakem... Belki de başarılı hakemlik bu ters orantıda gizli... Kendisini de başkalarını da üzmeden asli mesleğine dönmeli bence...
(Bu köşede 1 Eylül 2005''te yazmışız. Tekrarlıyoruz!)
SAHİBİ BELLİ SÖZLER "Gayemiz kuru bir cihangirlik davası değildir." (O.G.)

