Temmuz başı darbesiyle, eylülün ilk haftasına kadar sarkan arızalı ligin ilk iki haftasında, beni pozisyon zenginliği üretmek hariç, topa sahip olup, istediğini oynayabilen takım olarak Manisaspor ciddi şekilde etkilemişti. Oyun alanında yardımsız kimseyi bırakmayan, topu ayağa da, koşu yoluna da etkili oynayabilen Manisaspor sadece kendisinin de çok pas yapmaktan sıkıldığı anlarda, artık pozisyona yönelme kısırlığı yaşıyordu.
F.Bahçe ise, neredeyse Manisaspor'un taklidi gibi görünen Orduspor zorluğundan sonra, kendisine sunulan Antep baklavasını afiyetle yiyivermişti. Ama dün akşamki F.Bahçe, koca bir yarıda neredeyse yakaladığı tek pozisyonu tabelaya yazdırıverdi. Özellikle Topuz'un sakatlığıyla orta sahayı kalabalıklaştırma eyleminden yoksun kalan F.Bahçe, bunu Dia'yla kenardan süratlendirerek kapatmaya çalışırken, bu defa Selçuk'u kaybediverdi.
Selçuk'un kaybedilmesi, Cristian'ın yeni görevinden, eski görevine dönüşü ile hücumlardaki etkisinin azalmasına da neden oldu.
Seyircisiz oynama cezası dün 40 binin üzerinde bayan ve çocuk kalabalığıyla sanki bir vuvuzela gürültüsü patlatırken, F.Bahçe'nin oyunu da bence bu güzel son iki maçtaki sessizlik eksikliği yüzünden olumsuz etkilendi.
Manisaspor daha iyisini yapamadıysa bunun başlıca sebebi de Nizamettin'in oyunda fazla tutuluşu ve de eksilerek hücum zenginliğini kaybedişiydi. Futbolda kaza her zaman olur. Ama doğruyu yaparsanız, af çıkabilir. Yani şunu sormakla yazıyı bitireceğim: Yeni bir transferi oynatmak zorunluluğu, hele ki, saha yerleşik düzenini bozuyorsa bir aftan yararlanamazsın.
Aykut'a yakışmadı
Bir de Aykut Hoca'nın yıllanmış teknik direktörlük tecrübesiyle bağdaşmayacak Dia-Bienvenu değişikliği de sahaya gelince, Semih'in ne oynadığı, hatta Bienvenu'nün de ne yapmaya çalışacağı sorularını yükledi.

