Ahmed Şemseddîn hazretlerinin talebeleri dergahın önünde misafiri bekliyorlardı. Onu görür görmez sordular -Ey Molla! Şeyh hazretleri sizi bekliyor! Sübhanallah! Arap Molla geleceğinden hiç bahsetmemişti. Şaşırdı ve sordu: -Ey Canlar! Yanlışlık olmasın. Siz kimi karşılarsınız, deyince, dervişler tatlı tatlı gülümseyerek sordular:
-Mısır''dan gelen Arab Molla siz değil misiniz? Molla daha büyük bir şaşkınlıkla; "Evet" diyebildi ve dervişlerin îkazıyla dergâhtan içeri girerek kendisini bekleyen "Yiğitbaşı Velî"nin huzûruna vardı.
Gururlu bir edâ ile...
Mübarek, talebeleriyle sohbet etmekteydi. Molla Arab''ın oturması ile sözüne devam etti: -Ey dostlarım kibirden sakınınız. Kibir, Allah''ın kullarına hakâret, aşağılık gözü ile bakmaktır. Kendini herkesten üstün görmektir...
Arab Molla, Yiğitbaşı velînin bir müddet duraklamasını fırsat bilerek gururlu bir edâ ile: -Ey Şeyh, sizin çile çekmenizi, nefsinizi yola getirmekteki gayretinizi çok medhettiler. Birlikte çilehaneye girsek ne dersiniz? diye sordu. Ahmed Şemseddîn hazretleri tebessüm ederek: -Hay hay!.. Biz misafirimizi kırmayız. -Ancak benim bir şartım var. Yemek içmek serbest, fakat dışarıya çıkmak ve ihtiyâcınızı görmek yasak olacaktır. -Her şartınızı kabul ediyorum, deyince, birlikte hücreye girdiler. Yiğitbaşı hazretleri talebelerine kendisine kuzu dolması getirilmesini ve misafirine de ne isterse verilmesini istedi. Ancak Arab Molla sadece birkaç zeytin ile iktifâ etti. Şeyhin kuzu dolmasını yemesini seyrediyor ve "biraz sonra dayanamaz dışarı çıkar" diyerek için için gülüyordu. Ancak zamanın su gibi geçmesine rağmen, Molla''nın beklediği an bir türlü gelmedi: Bir, iki, üç ve nihayet dördüncü gün kendisini dışarıya attı! Dışarıda bekleyen dervişlere;
-Ben iki üç zeytin tanesiyle dayanamadım. Bu zat bunca yemeği nasıl yiyor ve nasıl duruyor? diye söylenince, talebeler şu cevâbı verdiler: -İşte bu, mollalıkla şeyhlik arasındaki farktır.
Onun halifesi oldu...
Evet, talebeleri bile böyle hikmetli konuşuyorlardı mübareğin... Arab Molla hatasını anlamıştı. İkinci Bayezîd Hanın kendisine "Yiğitbaşı" dediği Ahmed Şemseddîn hazretlerinin ellerine sarılarak af diledi. Talebeliğe de kabûl edilen Molla Arab, o mübareğin en büyük halîfelerinden oldu...

