"Neden Trabzon''daki Fener maçlarında hep olay olur kardeşim? Bu düşmanlık niye? G.Saray, Beşiktaş''la problem yok; neden illa da Fener? Kazansa da olay, kaybetse de..."
Hayır... O kara 5 Mayıs 96''ya dönmeyi ben de istemiyorum.
Ama bazen yarayı iyileştirmek için dağlamak gerek.
Bu hafta oynanacak olan büyük maç öncesi Trabzon seyircisini hep beraber centilmenliğe davet edelim; edelim de, -inşallah bu kez tertemiz bir maçın sonrasında- ne kadar büyük fedakârlık ettiklerini de bilelim.
Hatırlarsanız; 96''da Ali Şen''in Fenerbahçe''si, ligin bitimine üç hafta kala 1 puan geriden takip ettiği Trabzon deplasmanına gidiyor. Daha doğrusu, bu şampiyonluk maçı için kamp yeri olarak, Rize''ye... Trabzon havalimanından Rize''ye gidiş sırasında, bir köy yerinden geçerken birileri F.Bahçe''yi taşıyan otobüse taş atıyor. Bu taşlardan biri futbolcu Aygün''ün kafasına isabet ediyor. Ve futbol tarihinin en ustaca manipülasyonları sahne alıyor.
Fenerbahçe tarafı Aygün''ün beyin travması geçirdiğini, başının bir pide gibi yarıldığını, bir sürü dikiş atıldığını söylüyordu. Trabzon kanadı ise futbolcunun kafasında hiçbir şey olmadığını iddia ederek bu sargıyı hep birlikte açmaya çağırıyordu.
Ama F.Bahçe''nin gür sesi herkesi bastırıyordu:
Ali Şen (Başkan): Bir taş daha atılırsa maça çıkmayız! Başbakan''ı arayıp can güvenliğimizin olmadığını söyleyeceğim. Aygün (Futbolcu): Verilmiş sadakam varmış. Abdullah Acar (Yönetici): Sağ dönersek beş kurban keseceğim. C. A. Parreira (Teknik direktör): Otobüse futbolcuların yerine maket bindirelim. Biz polis aracıyla gidelim.
Bu psikoloji ile oynanan maçta Trabzonspor 1-0 öne geçmesine rağmen saldırıyor, hafta içinde yaşanan olaylar sebebiyle güçlü rakibine tarihi bir ders vermek istiyor, bu uğurda hocasını bile dinlemiyordu. "İntikam için yola çıkanın bir mezar da kendisi için kazması gerektiği" gerçeği burada da kendini gösteriyor, Trabzonspor bütün bir sezon önde götürdüğü bayrağı rakibine kaptırıyordu.
Ve lig tarihinin bu en dramatik maçından sonra Karadeniz''in çeşitli yerlerinde 4 kişi intihar ediyordu. Trabzonspor artık geçmişte yaşayamaz; bu hafta sakin ve sağduyulu bir anlayışla rakibine sahada üstünlük sağlayabilirse, tarihi de değiştirebilir.
Yanal... Yanal... Yanal... Gerçekten tepem atıyor; Ersun Yanal Milli Takımlar Teknik Direktörü olalı tam 7 ay geçti. Ve hâlâ adamın televizyon haberlerinde ve tartışmalarındaki soyismi "Yenal." Ersun hoca kalkıp,"Beni eleştireceğine önce ismimi doğru telaffuz et" dese, haksız mı? Adını bile doğru bilemediğin hocanın icraatını nereden bileceksin şaşkın "otoritem"?
Doğmamış
Çocuğa Mektup "Hayat öylesine güç bir çaba ki, çocuk. Her gün yeni baştan başlayan bir savaş... Mutluluk anları ise kısacık kesitler, sonradan bedelleri acıyla, fazlasıyla ödenen..."
"Çoğu kez, hemen hemen her zaman yenilgiye uğrayacaksın. Ama cesaretini yitirmemelisin. Savaşmak kazanmaktan çok daha iyi, yolculuk yapmak varmaktan çok daha güzel. Kazandın mı, ya da gideceğin yere vardın mı, engin bir boşluktan başka bir şey duymazsın. Bu boşluğu yenmek için de yeniden yola çıkmak zorundasın, yeni yeni amaçlar kurmak..."
"Aşk dedikleri şeyi asla anlamış değilim. Sanırım koskoca bir yalan... İnsanların dikkatini önemli konulardan uzaklaştırıp, fazla konuşmalarını önlemek için uydurulmuş...."
"Sonunda aradığım tanımı buldum, çocuk. Aşk dedikleri, kadınla erkek arasında bir mevsim. Ve bu mevsim çiçeklenme döneminde nasıl bir yeşillikler şöleniyse, solma döneminde de bir yığın çürüyen yapraktan başka bir şey değil."
"Aşk, bir ananın çocuğunu kollarının arasına aldığında, onun ne kadar yapayalnız, ne kadar çaresiz, ne kadar korumasız olduğunu hissettiği zaman, çocuğa karşı duyduğu şeydir. Hiç değilse çaresiz ve korumasız kaldığı sürece seni ne aşağılayabilir ne de hayal kırıklığına uğratabilir." (Orianna Fallaci, Doğmamış Çocuğa Mektup)

