Geçenlerde bir zat-ı muhterem çıkıp, beş yıl içinde spor yazarlığının iflas edeceğini buyurmuşlardı. Kim olduğunu, nerenin nesi olduğunu bile merak etmedim. Sadece haberin başlığında bu "kehanet" duruyordu. Bizim Oğuz, Mert, Eray, Okan ve Ahmet''ten kurulu genç takımla kısa bir süre konuşup, gülüştük ve üzerinde durmamayı uygun gördük.
Ama Ahmet Erzurumlu kardeşim kısa bir süre sonra bir not uzatınca, aralıksız 12 yılımı yönetici olarak verdiğim, 38 yıllık üyeliğimin bulunduğu neredeyse yarım asırlık çınar haline gelmek üzere olan Türkiye Spor Yazarları Derneği''nin dibinin çürüme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını fark ettim.
Ahmet''in notunda, henüz sonuçlanmış, ya da sonuçları henüz açıklanmış TSYD-Ülker Spor Yazarları Armağanı Yarışması''nın jürisi sıralanıyordu. Togay Bayatlı''nın başkanlığında -ki kimsenin gıkını çıkarma şansı olamaz- öyle isimler vardı ki jüride, aman aman... Sevgili Taki Doğan''ın, Sevgili Ergun Hiçyılmaz''ın, hatta eski başkanlarımdan Sayın Kahraman Bapçum''un jüride yer almaları gerçekten de tartışma çıkaracak gibiydi. Acaba bu üç eski dost, ağabey günde kaç spor sayfası okuyorlardı? Koca bir yıl içinde yazılandan, çizilenden acaba ne kadar haberdar idiler? Ekrana düşenlerin kaç dakikasını izliyorlardı? Ya FBTV Genel Müdürü İhsan Topaloğlu''nun o jüride ne işi vardı? Acaba, herhangi bir meslektaşın, içeriği Fenerbahçe''yi eleştiren herhangi bir yazısının Topaoğlu''ndan not alma şansı var mıydı?
...Ve sonuçlar açıklandığında, mesleğimizin ciddi şekilde yara aldığı konusunda sayısız telefon aldım.
Az kalsın unutuyordum; Bir de işin ön jürisi var... Yönetim Kurulu bu işi üstlenmiş... Ne hakkınız var? Çoğunuz bazı gazete ve televizyonların çalışan elemanı olarak, işyerlerinize ait dereceye girmeyi hak etmemiş herhangi bir eseri çöpe atabilir misiniz? Size oy verenlerin yarın sizlerden hesap sorma hakkı var ise, onlara jürilik yapılır mı?
Daha bu yarışma işinin ateşi sönmeden, bu defa Ankara''daki seçimin çok kahredici haberleri adeta bir körük işlevi yaptı. Seçimler sırasında kürsüdeki hatiple salondaki bir üye birbirlerini girip, yumruklaşarak burun kırmaya kadar gitmişlerdi. Hatta bazı internet siteleri başka yaralıların da bulunduğundan söz ediyorlardı. Bunun yarışma ile ne bağlantısı olabilir diyebilirsiniz. Bal gibi de vardır. Hani derler ya, "Ne ka köfte, o ka ekmek..." Ya da "Böyle başa, böyle tıraş..."
Yazıyı yazarken burada nokta koymayı düşünüyordum. Ama aklıma hemen TSYD''nin bilmem kaç yıldır Antalya''da düzenlediği devre arası seminerleri geldi. Hani şu koca Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök''ün kürsüden "Biz hayal satıyoruz" açıklamasının duvarları sarstığı ama nedense spor medyasında pek yankı bulmayan seminerler...
Ve de gazetede yatmamış, sayfa düzenine el atmamış, haber peşinde akla gelmeyen tehlikeler atlatmamış, muhabirlikten tırnaklarıyla tırmanmamış konuşmacıların dolandığı seminerler...
Haaa az kalsın unutuyordum... Dönemin belediye başkanı ile dişe diş mücadele verip de, karınca kararınca katkım olan şu an Levent''te yükselen tesisin şimdilerde ne hallerde olduğunu biliyor musunuz? Saatler önce ızgaradan alınmış etlerin, mikrodalgada ısıtıldıktan sonra servis edilişinden mi söz etsek, ne desek...
Hey gidi günler hey! Dönemin başkanı Sevgili Togay Bayatlı ile Kanada''daki AIPS Kongresi''ne Türkiye delegesi olarak gitmeye hazırlanırken, başka lisan bilen olmadığından, bir yönetim kurulu üyesi çıkıp, "Seyahatlere hep Kemal Belgin mi gidecek" diye meseleyi sorgulamıştı da, bendeniz de, akredistasyonları herkesin gözü önünde yırtmıştım. Eskiler gibi olamadık ki, "Böyle başa, böyle tıraş" gibilerinden sözcükler bulabilelim... Ancak böyle... İdare ediverin...

