Dün akşam üstü saatlerinde gazeteyi ararken "Senin bu akşam görevin yok abi" müjdesi umudunu taşıyordum.
Ama Hasan Sarıçiçek kardeşimle dünkü adını bir Avrupa kupası maçı koymanın imkansız olduğu oyun için görevlendirilmiştik.
Oyunun bir tarafında tepeden tırnağa uluslararası kimliklere sahip toplam maliyetleri neredeyse 100 milyon doları bulan sapına kadar profesyonel bir kadro vardı.
Oyunun diğer tarafında ise geçimlerini futbol dışında kazanan bu sporu da vakit geçirme, eğlenme, sağlıklı yaşam için yapanlar topluluğu bulunuyordu. Öylesine ki; bir Avrupa kupası maçı için geldikleri deplasmanda o ülkenin tarihi eserlerini, turistik yörelerini gezmeyi maça antrenman yaparak hazırlanmaya yeğlemişlerdi. Şimdi bu fotoğrafa bakınca; böyle bir adını koymakta zorlandığımız futbol toplu oyuna yorum yazmak ne kadar zor...
F.Bahçe şu ana kadar alt alta koyduğumuz gerçekleri öylesine sağlam görmüş ki, en küçük bir savunma tedbiri almadan topun arkasına topluca geçmek gibi çağın takım savunması gereğini hiç düşünmeden topuyla, tüfeğiyle hücuma gitti.
Öylesine ki, kendi genç takımıyla oynarken böyle bir antrenman kolaylığına başvursa iddia ediyorum; Rüştü isyan ederdi. Ama dünya haritasının üzerinde yeri lupla bile bulunması güç ülkenin takımında bulunanlar futbolculuğun bırakın takım oyunu çağdaş düşünceyi en basit en primitif gereklerini bile becerecek insanlar değillerdi.
Şayet F.Bahçe topu rakip sahaya getirdiğinde futbol içi gereklere başvurmak yerine 50 yıl önceki tarzı yani mahallevari atraksiyonların peşine takılsaydı; skorbordda kısa devre meydana gelirdi. Ben bu teknik yorumu çok zor maçın içinden Tümer''i çıkarıp ona ayrı bir pasaj açmak istiyorum. Klasını ağırlığıyla takıma kabul ettirmiş. Gelecek günlerde kötü alışkanlığı sakatlığa yakalanmazsa; topu kazanan herkes onu, o da herkesi arar...

