Kanaatim şudur: Türk futbolcusu profesyonelce değil, duygularıyla oynuyor. Büyük denizleri aşıp derelerde boğulmamız bu yüzden... Çünkü büyük maçta "kahramanlık" var, öteki "küçük"! Hollanda''yı yenip (1-0) hemen ardından Belçika''ya yenilmemiz (1-3), Almanya''yı devirip (1-0) üç gün sonra Finlandiya''dan fark yememiz (1-3), Yunanistan''ı evinde dağıtıp (4-1) Malta ile berabere kalmamız (2-2) bu yüzden... Fener ''in Manchester''i, Beşiktaş''ın Barcelona''yı devirip bir yere gidememesi hep bu yüzden... Yani Norveç''i geçip, Bosna''ya takılırsak şaşırmayın!
Ha Ali Veli ha Veli Ali Türk Milli Takımı''nın son dönem üç teknik direktörü Fatih Terim, Mustafa Denizli ve Şenol Güneş''e baktığımızda aynı şeyi görürüz: Kimse kimseden başarılı ya da başarısız değil! Fatih Terim İngiltere-1996''ya götürdü, Almanya-2006''ya götüremedi. Mustafa Denizli Belçika&Hollanda-2000''e götürdü, Fransa-1998''e götüremedi. Şenol Güneş Japonya&Kore-2002''ye götürdü, Portekiz-2004''e götüremedi. Tek istisna, Fatih Terim''in 2006''nın suçuna Ersun Yanal''la birlikte ortak olması.
Yabancının suyunu çıkarmak
Yabancı futbolcu kontenjanı konusunda garip bir tahterevalliye binmişiz durumdayız. Kulüplerimiz Avrupa maçlarında yenilince, "Yabancı sayısı artmalı" naraları atıyor, milli maçlarda hüsran yaşadığımızda ise, "Lig bu kadar yabancı işgalinde olursa..." diye başlıyoruz! Oysa yabancının niceliğine değil, niteliğine bakmak lazım. Bir kulübümüz Şampiyonlar Ligi maçı oynarken 4 yabancısı kulübede oturuyorsa, orada futbola yabancı yöneticiler var demektir!
Yapılması gereken şeyler var Kalelerin tribüne yakın olduğu yerlerde ağ gerilmeli. * İstanbul kulüpleri kendi takımlarının önüne minik maskotlar dizerken rakibi es geçiyor; rakip için de aynı seremoni yapılmalı. * Tahkim Kurulu ya ayrı bir seçimle veya Cumhurbaşkanı''nın atamasıyla oluşmalı. * Türkiye Kupası formatı değiştirilmeli ve Dünya Kupası finalleri gibi, özel bir takvim açarak, üst üste 20 günde oynanıp bitirilmelidir.
(Devamı çok)

