"Belki de şimdilerde böyle ağalarımızın olmaması sebebiyle huzursuz ve mutsuzuz ne bileyim..."
muhterem bir insandı bir bilseniz... Yaşadığı beldeyi bırakın o civarda
adını duymayan yoktu. Yediden yetmişe herkes ondan söz ederken saygıda
kusur etmemeye dikkat ederdi. Ne zaman bir anlaşmazlık oldu gidip Lami
Ağa'dan yardım istenirdi. Herkes derdini Lami Ağa'ya anlatır o kime hak
verirse öteki de kabul ederdi.
Lami Ağa asla babasının oğlu olsa taraf tutmazdı... Yanlış var ise
yanlışından dönecek kadar erdem sahibiydi. Kendinden büyüklere saygıda
kusur etmezdi. Kadınlara değer verir, onlara kaba davranan her kim
olursa olsun karşısında dururdu...
gidip borcunu öder, ya da bir imece ile onun borcuna çözüm yoluna
giderdi... Düğünde evleneceklere kol kanat gererdi...
şimdilerde böyle ağalarımızın olmaması sebebiyle huzursuz ve
mutsuzuz, ne bileyim... Çevrede herkesin saygı duyacağı, herkesin
güveneceği herkesin sığınacağı yöresel bir beyin, bir ağanın bir efenin
olmaması ne üzüntü vericidir...
derler ya, "neydim ne oldum ne olacağım..." Lami Ağa'nın hanımı vefat
etmiş. Yıllar sonra Lami Ağa, evinde bir can şenliği olması dileğiyle
yeniden evlenmiş...
ziyaretine gideyim" dedim... O dağ gibi adam erimiş, yatağında bir kuru
dal gibi yatıyordu... Yüreğim sızladı o hâle... O beni tanımadı, çünkü çok
değişmiştim. Yıllar geçmişti aradan... Ben ise onun kurumuş ve elmacık
kemikleri çıkmış yanaklarının üzerinde duran kartal bakışları, feri
sönmüş olsa bile tanıdım...
hizmet etmek durumunda olan hanımının hâl ve hareketleri dikkatimi
çekti... Kadın yataktaki o aciz insana kerhen bakıyor, hatta belki biraz
ayıp olacak ama biraz tapalıyordu. Dayanamadım... Şeyh Edebali'nin
vasiyetini hatırladım. Diyordu ki:
sözümden bir şey anladı mı? Lami Ağa'ya ne oldu bilemiyorum. Ama
itibarlı iken böbürlenen veya itibarını kaybeden bir kimse
gördüğümde, Lami Ağa'nın heybetli günleriyle yataktaki o aciz günleri
gözlerimin önüne gelir...

