Kaydet
a- | +A

Türkiye''nin "AB" üyeliğini belirleyen en son belge geçen hafta açıklandı... Aslında Batı cephesinde yeni birşey "yok!" Hepimizin bildiği ve birçoğunun iç kamuoyunda da tartışılan hususlar.

Bütün bunların dışında bilmemiz gereken husus "yaptıklarımız"da düğümleniyor. Bugüne kadar ne yaptık? Yapılanların da ne ölçüde özümlenip, benimsendiği ayrı bir konu...

Yol haritası niteliği tartışmalı olan Katılım Ortaklığı Belgesi "KOB" ile "Kıbrıs"ın ilgisini kurabilen beri gelsin!

Türkiye "KKTC"yi tanıyan ilk ülke. Tek diyemiyoruz çünkü Bangladeş de "KKTC"yi bize rağmen tanıdı. Türk tezine göre ve gerçekte de "KKTC" ayrı bir ülke ve toplum.

Sınırları, anayasası, parlamentosu ve diğer organları ile "KKTC" ortada dururken bu işin "KOB" ile ilgisini anlamakta güçlük çekmekteyiz.

Güney Kıbrıs Rum kesimini hiçbir organı olmaksızın kabullenen "Batı"nın Kuzey Kıbrıs karşısındaki bu tutumu tam bir çifte standart olduğu gibi; "AB"nin söylemlerine de ters düşmektedir.

"AB" Türkiye''deki "Kürt" sorununu kaşımaya devam ederken; Kıbrıs''taki Türk toplumunu görmezlikten gelemez. Daha açık bir ifade ile; dini, dili, ırkı ve kültürü birbirinden çok kalın çizgilerle ayrılmış, "Rum" ve "Türk" yönetimlerini kabullenmek zorundadır.

"AB" Katılım Ortaklığı Belgesi''ndeki iddialarını yeniden gözden geçirmek zorundadır. Konu Türkiye''nin "AB" üyeliği ise bu konuyu dağıtmaya hiç gerek yoktur.

Türkiye''nin uluslararası hukukla tescil edilmiş "hükümran"lık haklarını hedef alan böyle bir belgenin hükümetimizce kabulü bile geri adımdır. Tavizdir.

Biz ne ölçüde "tevil" edersek edelim Avrupa bize "yol haritası" adı altında çeşitli direktifler vermekte hatta "çizme"yi de aşmaktadır. 8 Kasım 2000 tarihli raporun üyelik kriterleri başlığı altında "Kıbrıs"a yer vermesi tek başına ele alınıp incelenmesi gereken bir konudur.

Üyelik yükümlülükleri başlığı altında sıralanan birçok konudaki yetersizlikler ortadadır. Ne var ki; bize yöneltilen bazı taleplerin en ileri "AB" üyesi ülkelerde bile ihlâl edildiği de gerçektir.

Misal olması bakımından Avrupa''daki Türk işgücünü ele alabiliriz. Yıllardır Avrupa''da yaşayan ve çalışan Türkler''in serbest dolaşım hakları yoktur. Yine benzer şekilde insan hakları ihlâlleri "ırkçılık" sayılabilecek yoğunlukta sürüp gitmektedir.

Kırk yılı tamamlayan "AB" ilişkilerimizde bizim eksiklerimiz ve hatalarımız hatta ihmalimiz bile mevcuttur. Bunu kabul ediyoruz!..

Ne var ki "AB" üyesi ülke ve toplumların da "Sütten çıkmış ak kaşık" olmadıklarını belirtelim.

Biz yükümlülüklerimizi yerine getirmezken; batı da ekonomik desteklerin hiçbirini sağlamamış, adeta Türkiye''yi tahrik etmiştir.

Gümrük Birliği uygulamaları ise ayrı bir yaradır. Üzerinde durulmaz ve haklarımız takip edilmezse "Kangren" olabilecek ciddiyettedir.

Şayet olan olmuş, bu kadarla kalsın denilecek olursa bu tür raporların arkası kesilmez! İyisi mi yol yakınken Türkiye de bir "AB" raporu hazırlayarak ilgililere sunmalı ve eşit müzakere ortamı sağlanmalıdır!