Dün, büyük millî kahramanımız, sevgili Atatürk''ü can ve gönülden andık. O derecede sevdiği ve güvendiği, o derecede öğdüğü ve beğendiği Türk milleti, yeni asrın kapısında, bir defa daha vefa borcunu yerine getirdi.
Gösterdiği hedefi gerçekleştirdiğimiz zaman, bu kere hakkıyla öğünerek onu anmakta devam edeceğiz. O hedef, muâsır medeniyet seviyesi yani çağdaş uygarlık çizgisidir. Atatürk budur. Gerisi palavradır. Bu kanaatimizi hiç değiştirmedik.
Birkaç gün sonra İstanbul''da yapılacak AGİT konferansı, asrın olayıdır. Bizi amacımıza ulaştıracak bir menzildir. 50 küsur devletin başkanı ve başbakanı bir araya gelecektir. Türkiye''nin seçilmesi gurur vericidir, fırsattır. Aynı zamanda bizim için uyarı şeklinde algılarsak, akıllılık ederiz. Nitekim Dünyanın 1 numaralı adamı, Başkan Clinton, Türkiye''nin, önümüzdeki yıllarda cihan politikasında dönüm noktası oluşturacağını açıkça söyledi. Biz istersek müsbet, gene biz istersek menfi anlamda bir dönüm noktası...
Müsbete, olumluya hazır mıyız? Gereken dozda istiyor muyuz? İrademiz, Türk potansiyelini harekete geçirecek kuvvette midir? Mesele budur. Ya çağdaş medeniyetin vazgeçilmez parçası olacağız. Yahut tabu''larımızla dogma''larımızla, korkularımız ve endişelerimizle içimize kapanıp, dünyanın nerelere ve nelere ulaştığını seyredeceğiz.
AGİT konferansı... Arkasından Helsinki''de Avrupa Birliği toplantısı... Maalesef birkaç çağdaş düzenleme ile demokrasi düzeyimizi yükselterek bu faaliyetlere katılamıyoruz.
10 yıl önce Demir Perde Duvarı''nı yıkan, 8 yıl önce uydu''luktan kurtulan toplumlar bunu gerçekleştirdiler. Biz, yeryüzünde ayakkabı imal eden tek devlet olarak kaldık.
AGİT ve Helsinki arifesinde, bu derecede millî iradeye oturmuş bir koalisyondaki çatlaklıklar nedir? İnşallah bir de hükûmet krizi ile dünyanın hür, demokrat ve zengin kesiminin arasına dalmayız.
Her şey bize bağlı. Sakın şikâyet ve mazeret bahanelerine sığınıp, bu büyük milletin geleceğini karartmayalım.

