Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İsrail’in “düşman” ihtiyacı…
0:00 0:00
1x
a- | +A

İsrail’i sapkın, kandan beslenen, kötülük ve şeytani akla sahip bir çete yönetiyor.

Tanım tam yerinde bir tanım.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen televizyon röportajında İsrail’in dünya açısından nasıl korkunç bir niyetten beslendiğini ifade etti.

İsrail’in kandan beslenen, kötülük üreten başbakanı katil Netanyahu’nun sıkça Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve Türkiye’yi hedef göstermesi de başında durduğu kötülük simgesi çetenin gayesini ortaya koyuyor.

Erdoğan’ın Gazze ve tümüyle Filistin konusuna yaklaşımı açıktır. Türkiye’nin bölgesel ve küresel tutumunda her daim haksızlığa karşı koymak ve zulme “dur” deme geleneği vardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zalimlere ve zalimliğe karşı koyuşu bugünle ve sadece İsrail’in kanlı tutumları ile sınırlı da değildir.

Günümüz dünyasında İsrail kadar kandan beslenen, katil bir çete tarafından yönetilen, bu kadar çocuk, kadın ve yaşlı insan öldüren başka bir örnek yoktur.

Evet, dünyada savaşlar vardır ve tüm savaşlarda masum insanlar hedef alındığı sürece kim olursa olsun haklı olamaz.

İsrail meselesi, tüm anladığımız savaş anlayışının ötesinde, korkunç ve şeytanidir.

En acımasız savaşın bile kuralı, kaidesi vardır. En zalim sistemlerde bile savaş, sivilleri bile isteye hedef aldığı takdirde katillik ve soykırım olur.

Nazi Almanya’sında olduğu gibi…

Katil Netanyahu da tıpkı Hitler gibi bir halkı, milleti ve dini hedef aldı. Sapık anlayışı üzerine yeni dünya kuruluşunda kan ile sonuç almak istiyor.

Kendisini “mazlum”, “soykırıma uğrayan” retoriği ile besleyen bu aklın, dünyada belli yerlere ve desteğe bu fikri satarak geldiğini şimdi daha net anlıyoruz.

Gazze’deki soykırım, İsrail’in gerçek yüzünü meydana çıkardı.

Aslında niyetini görenler ve bilenler vardı. Ama ayrı ayrı bu insanlar hedef alındı, öldürüldü, sistem dışı bırakıldı.

Bana kalırsa dünyadaki birçok siyasi suikastı yeniden ve güncel analizlerle okumak, anlamlandırmak gerekiyor.

İsrail neden FETÖ, DEAŞ gibi yapıları destekledi?

Her hedef olarak seçtiği devletleri içinden çökertmek, kendisine çalıştırma yöntemini şimdi daha fazla veri üzerinden analiz ediyoruz.

Devletlerin yönetimine kimlerin getirilmesi, kimlerin saf dışı bırakılması gerektiğine bu kadar neden önem verdiklerini, aslında bundan sonraki süreç için dikkat merkezinde de tutmalıyız.

Dikkat edin; küresel aktör olan tüm büyük devletlerin içinde nasıl ağlara sahip olduklarını, Gazze’deki soykırıma yönelik sesi çıkan herkese edilen muamele ile anlıyoruz.

Nice akademisyenler işinden oldu.

Nice sanat ve spor dünyasından kişiler hedef alındı.

Nice siyasetçiler baskı ile karşı karşıya kaldı.

Tüm bunlara şahitlik ederken katil Netanyahu’nun neden Türkiye’yi “düşman” olarak hedef gösterdiğine daha fazla cevap buluyoruz.

Çünkü “düşmana” muhtaçtır.

Çünkü “düşman” olmadan sapık hedeflerine ulaşması zorlaşıyor.

Türkiye ve Erdoğan “düşman”

Erdoğan hiçbir konuşmasında İsrail’i ve Yahudi halkını hedef almadı.

Tam tersine sadece Netanyahu’yu ve onun sapık zihniyetine sahip siyonist aklı hedef alarak dünyayı konsolide etmeye çalıştı.

Mesele de budur zaten.

Siyonizm kandan besleniyor.

Bu sapık zihniyet “düşmansız” süreç düşünemiyor.

Nasıl düşünsün?

Devletleri, halkları ve bölgedeki tüm devlet yapılarını ortadan kaldırmak, kendisi için “Büyük İsrail” kurgusu oluşturmak adına yollar arıyor.

Bunun için kan, terör, savaş ve asimetrik tüm yöntemler dâhil her yolu deniyor.

Türkiye, İsrail’in bu sapık yapısının dünya ve bölge için derin bir sorun olduğunu söyleyen ve anlatan bir devlettir.

Türkiye, Filistin için her türlü desteği gösteren, Filistin’le dayanışmayı genetik kod olarak gören bir sosyolojiye sahiptir.

Osmanlı sonrası bile Türkiye, Filistin’e kendi tarihî bağı ve genetik hafızası olarak baktı ve bu hep böyle olacaktır.

“İsrail neden FETÖ ve benzeri örgütleri destekledi?” sorusuna artık gayet net cevabımız vardır.

Erdoğan “düşmanlığı”.

Netanyahu kendi kirli, kanlı yüzünü ne yaparsa yapsın saklayamayacaktır.

Hesaptan kaçamayacaktır.

Eninde sonunda böyle katil yapı ve isimler tarihten silinecektir.

Tarih, yazdığım bu cümlenin haklılığını kendi sayfalarında barındırıyor.

Gazze’ye ve Filistinlilere “terör” damgası vurmanın artık sürdürülebilir bir tarafı yoktur.

Bunu Netanyahu da biliyor.

Tüm katiller ve soykırımcılar gibi onun da sonu yakındır.

Sözde “Ermeni soykırımı”na bile muhtaç olduğunu bağıra bağıra göstermesi, yalan ve kurgudan ibaret her yolu mubah saydığını teyit ediyor.

İspata ihtiyacı olmayan en büyük katliam ve soykırımı Gazze’de, Netanyahu yönetimindeki İsrail hükûmeti yaptı.

Ve bunu hiçbir “düşman” senaryosu örtbas edemeyecektir.

Dünya ve küresel vicdan bu hesabı katil Netanyahu’dan ve kanlı çetesinden soracaktır.

Bunun kaçarı yok…

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…