Kaydet
a- | +A

Okumak lütfunda bulunduğunuz yazımı elbette aceleye getirmiyorum -bu sizlere saygısızlık olur- ama, hızla tamamlıyorum sevgili okuyucularım. Zira Güneş''in tutulmasına birkaç dakika kaldı, bendeniz de seyre çıkacağım.

Bu derece tam bir tutulma, asırda (yüzyılda) bir olurmuş. Bu tutulmanın ilm-i (!) nücûm bakımından biz Türkler için bir mahzuru yok! Zira Güneş, bizim millî sembolümüz değildir. Varsın güneşi sembol kabûl eden milletler tasalansın!

Efendim bizim millî sembolümüz hilâl şeklinde ay''dır. Göktürkler''den beri bayrağımızdaki iki sembolden biri hilâl, diğeri bozkurt''tur. 921 yılında Türk Hâkanlığı, Gök Tanrı dinini bırakıp İslâm''a kesin geçiş yapınca, bozkurt geri plana düştü, fakat hilâl, hükümranlığını sürdürdü (921''de Abdülkerîm adını ismine ekleyen henüz tahta geçmiş genç Satık Buğra Han, hanefi-Mâtürîdî İslâm''ı, Türk İmparatorluğunun tek resmî dini ilân etti, dünya tarihinin akışı bütünüyle değişti, Anadolu''ya gelmemizden bir buçuk asır öncedir).

Hilâl, Ay''ın bir görünüm şekli olduğuna göre, Ay''ın Güneş''i örtmesi, herhalde biz Türkler için fâl-i hayr''dır (!).

Bayrağımızdaki beş ışınlı yıldıza gelince, efendim bu sembol sadece iki asır önce sancaklarımızda yer aldı, Avrupa''ya yüzümüzü tam mânâsıyla çevirdiğimiz yıllardan kalmadır. Kırmızı ise, Osmanoğulları''nın hanedan rengidir.

Üçüncü Binyıl''a, Hilâl''imizin Güneş''i bile gölgede bıraktığı, kararttığı bir kudretle giriyoruz.

Birkaç dakika sonra tutulacak Güneş, bana politika yazmam için ayrılan bu sütunda epey laubali bir tarih sohbeti kaleme aldırdı. Görevimi suiistimal ettim. Ancak telâfi edeceğim. Yarın, haftanın son yazısında, yine politikanın sonsuz derinliklerindeyiz sayın okuyucularım...

ÖNE ÇIKANLAR