Aylık İmsakiye
  • İmsak
  • Güneş
  • Öğle
  • İkindi
  • Akşam
  • Yatsı
43 Ramazan 1441
5 Haziran 2020 Cuma

Necranlılar

Necranlılar

Necran havalisinde yaşayan İyâd kabilesi Arapçayı fevkalade düzgün konuşur, edebiyata aşinadır. Haliyle Kur’ân-ı kerîm karşısında teslim olur, kalben katılırlar Müslümanlara.

Cârûd bin Abdullah reisliğinde bir heyetle Medine’ye gelir, Resulullah Efendimize bağlılıklarını arz ederler.
Sohbet esnasında Fahr-i kâinat sorar: Kus bin Said yaşıyor mu?
-Hayır vefat etti.
-Peki onun Ukaz panayırındaki hitabetini dinleyen var mı aranızda?
-Maalesef, o gün orada değildik.
Hazreti Ebûbekir “ben oradaydım efendim” der.
-Hatırladıklarını söyleyebilir misin?
-O gün Kus bin Said kızıl tülü bir deve üzerindeydi. Panayıra gelince bir dalgalanma oldu. Görenler koştu, etrafını kuşattılar. Kus, elini kaldırınca durdular, birsükût çöktü, büyük bir dikkatle dinlemeye başladılar.
“Ey insanlar geliniz, dinleyiniz, belleyiniz, ibret alınız” diye başladı. “Muhakkak ki yaşayan ölür, ölen fenâ bulur, olacak olur. Yağmur yağar, otlar biter; çocuklar doğar, anaların babaların yerini alırlar. Sonra hepsi mahvolur gider, bu böyle birbirini takip eder.
Hani babalarınız ve dedeleriniz? Hani müzeyyen kâşâneler ve taştan hâneler yapan Âd ve Semûd? Hani dünyâ varlığına mağrûr olup da kavmine hitâben «Ben sizin Rabbinizim» diyen Firavun ve Nemrud?
Bu yer değirmeni onları da öğüttü, toz etti. Kemikleri çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Viranelerini şimdi köpekler şenlendiriyor.
Siz daha zengin, daha güçlü ve daha ömürlü değilsiniz. Sakın onlar gibi gaflete düşmeyin, yollarından gitmeyin.
Zemin uçsuz döşek, sema yüksek tavan. Yıldızlar yürür, denizler durur. Giden gelmez, acabâ vardıkları yerden memnûn oldukları için mi kalıyor; yoksa alıkonulup da uykuya mı dalıyorlar?
Ölüm ırmağının girilecek yerleri var ama çıkacak kıyısı yok! Küçük büyük göçüp gidiyor. Herkese olan bana da olacak. Her şey fânîdir, Cenâb-ı Hakk’tan başka.
Dikkat edin, söylediklerime kulak verin! Gökte haber; yerde ibret var!
Yemin ederim, Allah indinde bir dîn var ki, tâbi olduğunuzdan daha hayırlıdır. Ve Allah’ın resûlünün gelmesi pek yakındır. O’nun gölgesi başınızın üzerine düştü. Ne mutlu o kimseye ki, hidayete erer. Vay o bedbahta ki, isyâna düşer...”
Efendimiz bu muvahhidin hutbesini dikkatle dinler. “Allah Kus’a rahmet eylesin, kıyamet günü onun ayrı bir ümmet hâlinde diriltileceğini umarım” derler.
(Aradan geçen yıllardan sonra bir hitabeti ezberinden eksiksiz okuyabilmek müstesna insanların işidir. Hazreti Ebûbekir gibi...)
Mektupların başında yer alan “min fülân ilâ fülân” ibaresiyle “ammâ ba‘dü” faslü’l-hitâbı Kus’tan kalmadır.
Yine hitabet esnasında yüksek yere çıkmayı, kılıç veya asâya dayanmayı o öğretir.
Araplar arasında iyi şairler “Kus gibi” “Kus’tan bile beliğ” diye methedilir.
O sadece hatip değil hekim ve hâkimdir. “Delil getirmek davacıya, yemin etmek davalıya düşer” düsturuna göre hüküm verir.
Güzel insan vesselâm… Makamı âlâ ola.

11.05.2020 - 06:24