BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Evinde ölü bulunan o avukat bir kere daha Meral Akşener’i hatırlattı

Fuat Uğur
Facebook
 
Haberi dün düştü.
Avukat İsmail Kavşut Bursa’daki evinde ölü bulunmuştu. Cesedi ölüm nedenini araştırmak üzere Bursa Adli Tıp Kurumu’na götürüldü.
İsmail Kavşut, 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen ve Türkiye’yi sarsan o “şüpheli” kazadaki araca çarpan kamyonun şoförü Hasan Gökçe’nin avukatıydı. Kamyon şoförünün çarptığı aracın içinde birbiriyle ilişkisi yıllarca sorgulanan DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak, İstanbul Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı ve yine Melahat Özbay sahte kimlikli Gonca Us vardı.
Sedat Edip Bucak dışındaki herkesin can verdiği kaza, siyasi tarihimizde devlet-polis-mafya ilişkilerini ortaya çıkarması bakımından çarpıcı bir skandal olarak geçti. Kaza öylesine medyanın gündeminde tutuldu ki söz konusu üçgendeki yasa dışı ilişkilerin ortaya çıkarılması için kamuoyu talepte bulundu. Bazı sivil toplum kuruluşları “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” adını verdikleri bir eylem başlattı. Amaç devletin derinliklerindeki bağlantıların açığa çıkarılmasıydı. Ama bu talep zamanın Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT’ini de kapsıyordu. En büyük “Derin Yapı” dönemin TSK’sı ve 12 Eylül’de Başbakan olan Süleyman Demirel’e bile darbe yapılacağını bildirmeyen MİT’ti çünkü.
İktidarda Refahyol Hükûmeti vardı ve 28 Şubat’a giden süreçte bu eylemi çok iyi değerlendiren darbeci generaller Genelkurmay Başkanlığı’nda ışıklarını söndürüp yakarak eyleme destek verdi. İşareti alan CHP, ANAP, DSP üçgeni de destek verince eylem tüm Türkiye’ye yayıldı. Medyanın demokrasiyi çarpıtan tüm aşağılık elemanları ki onları bugün de ekranlarda ve gazete köşelerinde görüyorsunuz, televizyonlardan eylemleri anonslayarak canlı olarak yayınladı.
Refahyol Hükûmeti'nin Başbakanı Necmettin Erbakan ise meselenin aslını göremeyecek kadar hakikatten uzaktı. Eylemcileri “Glu glu dansı yapıyorlar” diyerek aşağıladı. Şevket Kazan akıl almaz bir üslupla “Mum söndü yapıyorlar” dedi. Bu sözler geniş yığınları daha da kızdırdı. Oysa Refahyol’un eylemi destekleyerek “Evet biz de devlet içindeki derin yapılanmanın ortaya çıkmasını istiyoruz ama TSK ve MİT bundan azade değil” deseydi çok şey değişirdi. Diyemediler, öyle bir vizyon yoktu belki de ya da korktular.
Kazadan tam 5 gün sonra İçişleri Bakanlığı’na DYP İstanbul Milletvekili Meral Akşener getirildi. Tansu Çiller’in sağ kolu olan Akşener, kendisinden bekleneni yaparak Susurluk bakiyesini temizledi. Ertesi günden itibaren önce İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu, ardından da Özel Harekât Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin’i görevden aldı. Hani şu Radikal gazetesinde Abdullah Çatlı ile göbek atarken fotoğrafı birinci sayfadan yayınlanan İbrahim Şahin.
Susurluk Kazası sonrası yürütülen 29 soruşturmanın 27’sinde Meral Akşener’in imzası vardı. Ancak bu soruşturmaların hiçbiri sonuçlanmadı. Skandal büyüdükçe büyüdü ve faturası Tansu Çiller ve ortak olduğu Refahyol Hükûmeti'ne çıkarıldı.
Peki, bu Susurluk Kazası gerçekten de “kaza” mıydı?
Yukarıda da belirttim, Türkiye’deki “derin devlet” eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar etrafında oluşan, MİT tarafından çeşitli dış operasyonlarda kullanıldığı söylenen bir eski ülkücü, siyasetçi, emniyetçi ve özel harekâtçının meydana getirdiği bir yapı mıydı yalnızca?
“Derin devlet” böylesine basit olabilir miydi?
O kamyon şoförü Hasan Gökçe gerçekten de sadece “kaza” mı yaptı? Bağlantıları var mıydı? Dün evinde ölü bulunan Avukat İsmail Kavşut bu konuda neler biliyordu?
İçişleri Bakanı Meral Akşener “Gerçek fail”i çıkarmak için daha fazla gayret göstermedi. Kendisi “Adım Hıdır, elimden gelen budur” hissiyatındaydı. Tek yaptığı, çöpleri halının altına süpürmekten ibaretti. Onda TSK-MİT içindeki derin darbeci yapılanmayı ve kaza süsü verilmiş komplonun sırrını çözebilecek ne irade, ne de niyet vardı. Bunun sebebini, görünenin dışında başka bağlantılara da sahip bir isim olduğunu şimdi idrak edebildiğimiz için artık daha iyi anlayabiliyoruz.
Geçmişte PKK elebaşı Abdullah Öcalan için “Ermeni dölü” diyerek ırkçı bir profil sergileyen Meral Akşener’in, bugün eli kanlı PKK uzantısı ve “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” diyen Selahattin Demirtaş’ın kahvaltı davetini kabul edecek noktaya gelmesi, hangi fotoğrafta yer almak üzere görevlendirildiği hakkında bizi fikir sahibi yapıyor.
3 Haziran 1994 tarihinde öldürülen kocası Savaş Buldan ve o yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak kendisine “Katil” diyen Öcalan’ın gözdesi HDP Eş Başkanı Pervin Buldan’a son derece alttan alan bir söylemle “Bir kadının eşini böyle bir suikastta kaybetmesi çok acı ama ben o dönemde İçişleri Bakanı değildim” diye cevap veren de o. Böylece kendisinden önceki İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın katil olduğunu zımnen ilân ederek.
Oysa aynı Akşener, konjonktür onun PKK ile mücadelesine prim verdiği sırada bu faili meçhulleri üstlenip “Sosyal medyada Meral Akşener ‘MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu odur’ diyorlar. Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum” diyebilen kişidir.
Akşener kanaatimce Susurluk Kazası denilen skandalın arka planıyla ilgili çok şey bilen bir “kara kutu” dur. O kamyon şoförü Hasan Gökçe de buna dâhil.
Dündeki Meral Akşener, bugünkü hareketleriyle kendisinden şüphe etmemiz için bize yeteri kadar ipucu ve delil sunmakta.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618093 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/618093.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT