BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kılıçdaroğlu Pensilvanya ile telefon görüşmelerini kabul mü etti?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun gündemi değiştirmek ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı yolunda giden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu yıpratmak için bu iddiayı ortaya attığını söylüyor muhalif medya ve siyasetçiler. Oysa Bakan Soylu bu bilgiyi daha önce de açıklamış ve ama cevap alamamıştı Kılıçdaroğlu’ndan. İkincisi Soylu bu açıklamayı CHP liderinin “Bizim ve 100 belediye başkanımızın telefonları dinleniyor” demesi üzerine yapmış ve “Dinleseydik, 15 Temmuz’dan önce senin bir dişçi muayenesinde Pensilvanya ile yaptığın telefon görüşmesini ve darbecilerin 15 Temmuz sloganı olan ‘Yurtta barış-Dünyada barış’ sloganını görüştüğünüzü dinlerdik” demişti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bir cevap gelir diye düşündük ama tam tersi oldu ve derin bir sessizliğe gömüldü. CHP de aynı mezar sessizliğinde. Âdeta Omerta Kuralı (Mafya sessizlik yemini) uygulanıyor. Düşünün, Soylu’nun her lafına tabakhaneye tabak yetiştirir gibi laf yetiştiren Engin Özkoç, Tuncay Özkan, Özgür Özel, Engin Altay bile susuyor!..

Lâkin orta yerde bir hakikat var yalanlanmayan. Geçen yazımda da ifade ettiğim üzere sükût ikrardan gelir. Bu durumda Kemal Kılıçdaroğlu bu görüşmeyi kabul etmiş olmuyor mu?

Galiba ediyor, çünkü o dişçinin kim olduğu artık ortaya çıktı. Tam 8 yıl başdanışmanlığını ve ağız-diş bakımını yapmış olan Ali Arif Zeybek. Kendisi konuşmasa da reddetmiyor Pensilvanya diyaloglarını. Ali Arif Zeybek, Kemal Bey'in yanından 2018’de ayrılmış ve hem Soylu’nun başdanışmanı, hem de AK Parti MKYK üyesi olmuş.

Ne ilginç bir dünya. Hiçbir şey gizli kalmıyor. İhanetler de tabii.

Ama Türkiye’de durum farklı.

Hiçbir skandal ve rezalet muhalefet tabanını yerinden oynatmıyor. Onları da kendileri gibi teflon yapmışlar.

 

 


 

"Köpek tapınakçıları" ya da Mizantropistler

 

Türkiye’de 10 milyondan fazla başıboş ve sahipsiz köpek var ve bunların popülasyonu çok yakında 20 milyona çıkacak. Her yıl 300 binden fazla saldırı vakası yaşanıyor ve aralarında özellikle çocukların bulunduğu onlarca insanımız köpek saldırıları yüzünden hayatını kaybediyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Minik Asiye’nin başına gelenler yüzünden “Başıboş sahipsiz köpekleri toplayın, onların yeri sevgiyle bakılacakları barınaklardır” diye talimat verince, sokaklara köpek saldırıları yüzünden çıkamayan, okullarına ve işlerine gidemeyen vatandaşlar biraz umutlandılar. Ama tabii iş işten de geçmişti epeyce. Köpek tapınakçıları ile KÖPEK MAMASI rantçılarının oluşturduğu çete ne yazık ki parlamentoyu ablukaya almış, köpek saldırılarından bizar olmuş vatandaşların şikâyetleri dikkate bile alınmamıştı. Sonuçta Hayvanları Koruma Kanunu çıktı ve bu kanunun 6. Maddesinde saldırgan köpeklerin ödül olarak bakımı yapılacak, sonra alındıkları yerlere bırakılacaktı.

Ama Allah’ın bir kulu da çıkıp bu durumu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a iletmedi, hâlâ da iletmiyor.

Kısaca Yasa’nın 6. Maddesi değişmeli.

Köpekler evcilleştirilmiş hayvanlar. Yerleri ya BAHÇE ve EV ya da barınaklar olmalı. Yaban hayvanı olsa doğaya bırakılır ama değiller. Üstelik popülasyonları çok fazla ve yiyecek bulamadıklarında ormanlara dalıp kendilerinden küçük tavşan, sincap, çakal gibi yaban hayvanlarını taciz ediyor, topluca saldırarak da buldukları ceylanları, karacaları parçalıyorlar.

Bu konuyu dillendirdiğim için, günlerdir -çoğu ne yazık ki kadın olan- "köpek tapınakçıları", örgütlü olarak hakaretler yağdırıyorlar. Onların arkasında da mama tüccarları tarafından desteklenen irili ufaklı bir dolu STK çıkarcısı var. Yazdıklarını okusanız inanamazsınız.

“O hayvanlar benim gözümde insanlardan kıymetli” diyen mi ararsınız, yoksa “İnsanlar yaşayacağına hayvanlar yaşasın” diyen mi? Bu arada katil, cani, sadist ve diğer tüm hakaretleri yapanları saymıyorum bile...

Ortada bir kişilik sapması olduğu kesindi ama ben bu kadarını tahmin etmiyordum yine de. Onların gözünde köpekleri insanlardan daha değerli kılan duygu ya da ruh hâli nedir diye düşünürken, bir kelimeyle karşılaştım; MİZANTROPİST.

Merak edip baktım. Okur okumaz da “Evet, tam da bu” dedim. Sizinle de paylaşayım.

Mizantropi, insana, insanın doğasına ve eylemlerine nefret beslenmesi olarak tanımlanıyor. Mizantropistler insanın dünyada merkeze alınmaya layık olmadığına inanıyorlar ve bu yüzden doğadaki diğer canlıları insandan daha üstün görüp, insansız bir dünyanın daha iyi olacağını düşünüyorlar. Mizantropi aslında psikopatolojik bir durum. Bireyin çocuklukta yaşadığı darbe ve aşınmanın üzerinde bıraktığı psikolojik bozukluklardan biri ve gelişim sürecinde bu bireyler SIFIR TOLERANS düzeyinde bir yargılama mantığına sahip oluyor.

Evet, köpek tapınakçıları bu tarife tıpatıp uyuyor ve bu yüzden onlara daha anlayışlı davranmaya karar verdim. Ancak onların sebep olduğu toplumsal arızayı giderme sorumluluğumuz devam ediyor.

The Blacklist diye çok çarpıcı bir dizi var, izleyenler bilir. Yanılmıyorsam ikinci sezonunda arka arkaya yayınlanan iki bölümünde çevreci bir grubun üyelerinin nasıl bir çevre terör örgütü kurup “dünyayı kurtarmak için” ele geçirdikleri virüsle örgüt üyelerini hastalandırıp insanlığı yok etmeyi planladıklarını anlatıyordu.

Her ne kadar yasa öngörmüyorsa da ve Cumhurbaşkanı’nın çağrısını CHP’li belediyeler tınmıyorsa da en azından AK Partili belediyeler umarım bir an evvel barınaklar kurup vatandaşın çilesini bitirme yolunda adım atarlar. Sokak hayvanları için sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir ortamı sağlayacak olan barınaklar kurmak birkaç aylık bir iş nihayetinde.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622403 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/622403.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT