BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Aşk varsa terörün lafı mı olur?!.

 

HDP’li Milletvekili Semra Güzel’in öldürülen terörist Volkan Bora ile çekilmiş fotoğrafları üzerine Anayasa ve Adalet Komisyonları toplandı ve bir Hazırlık Komisyonu oluşturdu. Hazırlık Komisyonu çalışmasını bir aya kadar bitirecek ve karma komisyona sunacak. Sonunda Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmayacağına karar verilecek ve Meclis’te oylanacak. İyi Parti ile kerhen de olsa CHP dokunulmazlığın kaldırılmasına EVET oyu vereceklerini açıkladı malum.

Ek fezlekeye yazılan HTS kayıtlarına göre itirafçı tanık Hasan Doymaz, Semra Güzel’in Kemal Kılıçdaroğlu ile Meral Akşener’in bulandırmaya çalıştığı gibi  “çözüm sürecinde” değil, 2016 yılı Mayıs ayında bile Volkan Bora ve yanındaki teröristlerle buluştuğunu, buluşturanın de kendisi olduğunu itiraf ediyor zaten. Semra Güzel, torba torba erzak da götürüyormuş. Bu yüzden Terörün Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’a muhalefetle de suçlanıyor Semra Güzel.

Ve sonunda, tüm bunların ardından HDP Genel Merkezi de bir açıklama yaptı:

“Semra Güzel ile Volkan Bora arasındaki ilişki terör değil aşk ilişkisidir!”

Böylece bizler de rahatladık.

Aşk varsa terör yoktur öyle değil mi?

Semra Güzel’in Volkan Bora öldürüldükten sonra PKK’nın DEĞER AİLESİ statüsüne girip ödüllendirildiği ve milletvekili yapıldığı da gözardı edilebilir o hâlde.

Ne de olsa AŞK var.

Arada aşk varsa teröriste yataklık yapılabilir, erzak ve yardım götürülebilir, destek verilebilir, lojistik çalışması yapılabilir, vekil olmanın verdiği avantajla elde edilen istihbâri bilgiler teröristle paylaşılabilir.

HDP’nin bu savunması tarihe geçecek.

Aşk tarihine herhâlde!..


Bak sana kimler sahip çıkıyor Sezen?

 

Geçmişi kirli faşist, uydurduğu olayları da ekleyerek yazdığı kronolojiyle, Sezen Aksu’nun evvelden AK Parti iktidarına destek verdiğini, 2010 yılındaki Anayasa Referandumunda EVET oyu çağrısı yaptığını, çözüm sürecine karşı çıkanları "iki cihanda lekeli" ilan ettiğini hatırlatıyor, şarkısındaki sözlerden kaynaklı “Âdem ile Havva” tartışmasından ötürü de ona gözdağı veriyor:

“Bak sen bize neler yaptın ama desteklediklerin seni linç ederken biz sana sahip çıkıyoruz...”

Akrep Nalan bile kendini tutamamış, bu faşist yazarı okuduktan sonra aynı şeyleri söylüyor Sezen Aksu’ya karşı.

Şu eskileri hatırlatma merakı yok mu?

 

Birilerinin geçmişini kurcalayanların cemâziyelevvelleri öylesine berbat ki.

Ama Sezen Aksu’ya bu hatırlatmayı yapan yazarın, işkenceyi savunan, Kürtleri taşlattırmayı kutsayan, siyasetçilere saldırıları "kafasını da kırsaydın" diye alkışlayan, ırkçı saldırıları kışkırtan, başka dinden olanları haber bültenlerinde linç ettiren, İngiliz futbol taraftarlarının İstanbul’da öldürülmesini sevinçle karşılayıp “Two size” manşetini attıran biri olması kimsenin umurunda bile olmuyor.

Türkiye’nin aslında demokrat görünen faşist sorunu var. Daha kötüsü onlara inanan bir mankurt kitlenin varlığı.


Çukur dizisinin delikanlılığına darbe!

 

Bir “erkek dizisi” olarak tanımlanan, silahların susmadığı, leblebi çekirdek gibi her bölümde binlerce merminin atıldığı Çukur dizisinin bir Timsah Celil karakteri varmış. Bu karakteri Ahmet Melih Yılmaz adlı oyuncu canlandırıyormuş. Diziyi izlemediğim için tanımıyordum. Fotoğraflarına baktım, kara yağız bir genç; bıçkın, harbi delikanlı ve elinde silahla görüntüleri var her bölümden alınma.

Ve dünkü haber…

Kendisi ameliyatla cinsiyet değiştirip kadın olmuş. TikTok video ile durumunu anlatmış ve bundan sonraki hayatını böyle sürdüreceğini açıklamış. Ha bir de trans birey oldu diye “ayol” demeyecekmiş. Timsah’a da bu yakışır, helal olsun!

Çukur dizisi seven erkeklere duyurulur.

 


Çocukları kirli dilinize almayın

 

CHP’li avukat Feyza Altun’u tanıyorsunuzdur. CHP’yi tartışma programlarında temsil etmekle tanınan bir yüzü. Geçen yıl CHP Kadın Kolları Başkan Adayı olmuş, kazanamamış.

Provokatif, aşağılayıcı bir nefret dili kullanıyor sosyal medya paylaşımlarında.

Ama son yaptığı akıllara durgunluk veren türden.

“Trans çocuk vardır” diye yazdı sosyal medya hesabından.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik başta tepki yağdı ve hesabını kapatmak zorunda kaldı.

Feyza Altun geçtiğimiz aylarda kendisinin çocukluğunda yaşadığı yıllarca süren istismarı anlatacağını duyurmuştu. Takip etmedim anlatıp anlatmadığını, zaten işitmek de istemiyorum ama en azından kendi hayatından yola çıkarak çocukları bu sapkın “fikirlerinden” uzak tutması gerektiğini bilmeli.

Haberlerde okuyoruz, ABD'li pedofil milyarder Jeffrey Epstein'in yıllara yayılan ve birçok ünlü ve zengin ismi de kapsayan korkunç çocuk ticaretini. Epstein, siyaset ve iş dünyasını kapsayan üst düzey bağlantıları nedeniyle cezaevindeki hücresinde nasıl olduysa ölü bulundu. Karısı ve bağlantılı birkaç isim yargılanıyor. Tanıkların anlattıkları korkunç tek kelimeyle,

Evet, kimse çocukları kendi kirli diline almasın, yeter.

 


Kangren olmuş mağduriyet; 2000 sonrası işçi emeklileri

 

Artık sesleri çıkmıyor.

Sustular ve konuşacakları vakti bekliyorlar.

Bunu bilin.

Evet, intibak sorunu olan 2000 yılı sonrası işçi emeklilerinden söz ediyorum.

Öyle çok mektup geliyor ki bana bu konuda anlatamam size. Onlardan biri de benim. Biliyorum Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, çalışanların ve emeklilerin mağdur edilmemesi ve artan hayat pahalılığına karşı onları ezdirmemek için çabalıyor. Bunu asgari ücrette gösterdi. O kadar olmasa da emekli maaşlarında da gerekeni yaptı ama hem işçi-memur emeklileri arasındaki eşitsizliği gideremedi, hem de 2000 sonrasında emekli olan işçilerin intibak sorununu çözmedi. Hükûmet; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Bilgin EYT meselesiyle ilgilenirken, EYT kavramının ortaya atılmasından yıllar öncesinden beri var olan bu mağduriyetin çözümünün garip biçimde ötelendiğini görüyoruz. Çünkü 2000 sonrası emekliler, 2000 öncesi emeklilerden tuhaf biçimde, NEDENSE 400-700 lira arasında değişen düşük emekli maaşı almaktalar ve bu neredeyse 15 yıldır devam edegelmekte.

Dün bir mektup gönderen Bekir Kurt adlı okurum “Fuat Bey merhaba, bugün Sayın Erdoğan açıklamasında muhtar maaşlarını otomatik asgari ücret gibi 4250 liraya yükselttiğini bildirdi. Peki babamın emekli maaşının 3750 lirada, yani asgari ücretin altında, eşimin maaşının da 2600 lirada kaldığını da biliyor mu? Neden yıllardır ezilen hep işçi emeklileri oluyor? Yazık değil mi bu insanlara? İnanın daha önceleri hiç gitmediğimiz sandığa sırf inandığımız için, Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve AK Parti için gittik ve oy verdik. Peki, bizim mağduriyetimizi nasıl ve kim giderecek? Saygılarımla” diye yazmış.

Bizden yine söylemesi.

 


CHP’li belediyelerde "asgari ücret hüllesi"

 

Hatırlayacaksınız CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu asgari ücret 2600 lira olduğu sırada iktidarı da eleştirerek “Biz CHP’li belediyelerde asgari ücreti 4500 lira yapacağız” demişti. Köprülerin altından çok sular aktı, asgari ücreti 4500 lira yapan bir CHP’li belediyeye pek rastlanmadı ama iktidar asgari ücreti 4250 liraya çıkarınca bir hareketlilik başladı CHP’li belediyelerde. Şimdi Kemal Bey'in 4500 lira sözünü tuttuklarını göstermek için 4250 lira asgari ücretin üzerine 250 lira daha ekleyip “Genel Başkanımız belediyelerimizde 4500 lira asgari ücret vadetmişti, biz de bu vaadi yerine getiriyoruz” diyorlar.

Sayın CHP’li belediye başkanları, iktidar asgari ücrete yüzde 50 zam yaptı. Sizin (Kılıçdaroğlu’nun vadettiği) asgari ücretiniz zaten bir yıl öncesinde 4500 liraydı. Bunun üzerine yüzde 50 zam ekleyin hükûmet gibi ve "hülle" yapacağınıza Kemal Bey'in vadettiği asgari ücretin değerinin şu an 6750 lira ettiğini bilerek bu miktarı ödeyin çalışanlarınıza.

 


ATM Faresi Arif’in belediyesinde yine birtakım numaralar dönüyor

 

Hatırlayacaksınız, sokak sokak, şehir şehir dolaşarak özellikle AK Partili vatandaşlara mikrofon uzatıp onları aşağılamayan Youtuber vardı; Arif Kocabıyık. Ben gelen bir ihbar üzerine Antalya Konyaaltı Belediyesi’nden 8 aydır işe gitmeden maaş aldığını tespit etmiş ve yazmıştım. O kadar rezil oldu ki sonunda “Esnek çalışıyordum” diye bir şey uydurdu sonra da istifa etmek zorunda kaldı.

Arif Kocabıyık İyi Partili ve bu parti tarafından korumaya alınmış bir kişi. Geçmişte üniversitelerde güvenlik görevlisiyken solcu öğrencileri dövüyordu.

Her neyse, bu sicili kabarık “kişilik”ten yine Konyaaltı Belediyesi’ne gelmek istiyorum. Çünkü Semih Esen’in başkan olduğu Konyaaltı Belediyesinden tuhaf kokular geliyor.

Bana gelen bilgilere göre başkan yardımcılarından Sedat Karabulut’un, yeğenini işe yeni girmiş olmasına rağmen, yıllardır o belediyede emek veren insanların önüne geçirerek sözleşmeli yapacağı belirtiliyor. Diğer Başkan Yardımcısı Ali Özkayacan’ın da yeğenini işe soktuğu ayrı bir bilgi.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Müdürü Cemil Böcek’in (Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in nesi oluyor acaba?) kendi oğlunu Konyaaltı Belediyesi’nde işe sokmuş. O da oğlunu sözleşmeli ve kadrolu yapmak için uğraşıyormuş.

Bana bilgi aktaran kişi, ATM faresi Arif’in bilgisini veren kişiyle aynı. Gönderdiği mektupta “Antalya Büyükşehir Belediyesi’ndekiler medyaya yansımasın diye yakınlarını Konyaaltı Belediyesi’ne doldurma çabasında. 2019 seçimleri öncesinde olduğu gibi eşlerini, oğullarını, kardeşlerini kısacası akrabalarını Konyaaltı Belediyesi’ne yerleştirmeye devam ediyorlar. Müfettişler azıcık araştırırlarsa kaç kişinin olduğu ortaya çıkacaktır. Ve işin üzücü tarafı bunların neredeyse hiçbirinin paraya ihtiyacının olmamasıdır” diye yazmış.

Belediyelerde parti ayrımı olmaksızın nepotizm (akraba kayırmacılık) var bunu biliyoruz da CHP’li belediyelerde bu olaylara o kadar çok rastlıyoruz ki insan şaşırmadan edemiyor. Aslında şaşırmak da gerekmiyor. Yıllardır hâkim oldukları kamu kurumlarında da aynı şeyi yaşamadık mı? Ben en çok TRT’deki kadrolaşmalara hayret ederdim. Herkes birbirinin akrabasıydı evvelden.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622458 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/622458.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT