BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

FETÖ’cülerle PKK’lılara, HDP’lilere “Bize katılın” çağrısı

CHP’nin Maltepe mitinginde konuşan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yaptı bu çağrıyı. Tabii çağrıda bulunurken “FETÖ’cülere, PKK’lılara, HDP’lilere sesleniyorum” diye başlamadı sözüne ama “Harp Akademisi öğrencilerinin, KHK’lıların, Barış Akademisyenlerinin görevlerine döndürülmesini istiyorsanız bize katılın” dedi.

Okuldan atılan Harp Akademisi “öğrencileri”nin FETÖ ile iltisakları mahkeme kararıyla tespit edildi. Kılıçdaroğlu’nun KHK’lı olarak tanımladığı kişiler ise FETÖ ile iltisakları tespit edildiği için bir Kanun Hükmünde Kararname ile memuriyetten uzaklaştırılan ve hatta bazıları memuriyetten uzaklaştırıldıktan sonra bile FETÖ ile ilişkisini devam ettirip örgütsel faaliyetlere katıldığı için tutuklananlar.

Bir de “Barış Akademisyenleri” adıyla anılan ve Devlet’in PKK terör örgütüne yönelik yürüttüğü operasyonları sert bir dille kınayarak “Bu suça ortak olmayacağız” diyen ve PKK’lı teröristlere karşı “susma” hakkını kullanan 1128 öğretim üyesi var. Yarısı yurt dışından.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan onları “Aydın müsveddeleri” diye tanımladı.

Tam olarak öyle.

Daha önceki yazılarımda anlatmıştım. Peru’nun Nobel ödüllü yazarı Maria Vargas Llosa, ülkesindeki Aydınlık Yol adlı terör örgütünü destekleyen üniversite hocalarını “ŞİDDETİN BAŞTAN ÇIKARDIĞI YARI FELÇLİ AYDIN” olarak tanımlamıştı. Benzer patolojik sorun Türkiye’de de mevcut. Sonuçta bu öğretim üyeleri KHK ile görevlerinden uzaklaştırıldılar ve haklarında soruşturma açıldı. ABD’nin o zamanki Ankara Büyükelçisi; Karanlıklar Prensi John Bass"Şiddetle ilgili endişelerin ifade edilmesi teröre destek vermek ile eş değer değildir" diyerek onlara destek verdi. Ama Anayasa Mahkemesi yapılan başvuru üzerine 8’e 8 kararla “Hak ihlali” olduğuna hükmetti. Burada AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın oyu belirleyici oldu. Ama Devlet sorumsuz olmadığı için terörle mücadelede teröre lojistik sağlayanlara karşı da aynı duyarlılıkta olmayı devam ettirmekte.

Kısaca Kemal Kılıçdaroğlu FETÖ iltisaklılarla PKK destekçilerini devlet ve üniversitedeki görevlerine geri döndüreceklerini belirterek “Bunu istiyorsanız bize katılın” dedi.

ŞİMDİ SORUYORUM:

“FETÖ iltisaklıların ve PKK destekçilerinin devlete geri dönmeleri ve eski o kaotik günlerdeki gibi ülkenin, devletin altını oymalarını kim isteyebilir?” FETÖ’cülerle PKK’lılar ve HDP’liler tabii. CHP’liler bunu ister mi? Bence istemez. Dolayısıyla da Kılıçdaroğlu’nun “Harp Akademileri öğrencilerinin, KHK’lıların, Barış Akademisyenleri’nin görevlerine dönmesini istiyorsanız bize katılın” çağrısının muhatabı FETÖ’cüler ve PKK’lılardır.

Dediğim gibi bu çağrının muhatabı CHP’nin Atatürkçü, vatansever tabanı değil. Onlar bunu asla istemez. Ama isteyen varsa da kendileri bilir, sonuçta bu ülkede vatanını savunacak milyonlarca insan var.

 


Akşener’in dilinin altındaki bakla: Darbe tehdidi!

 

Düşünün, Osmanlı İmparatorluğu’nun, Kayı Boyu’nun amblemini bile parti amblemi yapmış bir parti İyi Parti. Genel Başkanı Meral Akşener ise başlangıçta kendilerini CHP ile irtibatta gösteren ve yan yana geleceklerine dair haberler yapanlara bile “Bizi CHP ile yan yana getirme çabasını çok çirkin, çok saygısızca ve çok ayıp buluyorum” diye büyük tepki göstermişti. Çünkü kendilerini “merkez sağ” bir parti olarak konumlandırıyorlardı.

Merkez sağ partiler Sultan Abdülhamid’i müstebit, onun yönetimini de istibdat olarak görmez.

Ama Meral Akşener geçtiğimiz hafta “Ben Erdoğan’ı bugünün Sultan Abdülhamid’i olarak görüyorum” dedikten sonra Türkiye’yi bir “istibdat rejimi” olarak niteledi.

Akşener, emperyalistlerin Osmanlı Devleti'ni işgal çabasına demokrasi arayışı, karşı direnişe ise, istibdat diyor.

Sultan Abdülhamid sonuçta bir ASKERΠDARBE ile devrildi. Dün Melih Altınok’un da hatırlattığı gibi Sultan Abdülhamid’i devirmek için askerî darbeye zemin hazırlayan muhalifler o zaman da Batılı devletlerin büyükelçileriyle içli dışlıydılar. Tıpkı bugünkü Meral Akşener ile Kemal Kılıçdaroğlu gibi. Akşener’in giden ABD Büyükelçisi ile bir ay içinde dört kez saatlerce kapanıp görüşmesinin, Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın yayınlanacak bildirisini bile redakte etmesi için Alman Büyükelçisi’ne gönderecek denli gözünün dönmüşlüğünün benzer yanı çok.

Akşener ve Kılıçdaroğlu, bugünün “İstibdat” rejimi tarafından CHP mitingi ile ilgili abuk subuk açıklamalar yayınlayan ABD Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağırılıp ayar verildiği için rahatsız tam tersine.

Evet, 31 Mart provokasyonu ve tezgâhıyla 1908 yılında darbeyle Sultan Abdülhamid’i devirip sürgüne yolladılar ve iktidarı ele geçirdiler. Ondan sonra da koskoca imparatorluğu paramparça edip 1918 yılında korkak fareler gibi yurt dışına kaçtılar.

Gerisi malum...

Dolayısıyla Meral Akşener’in, merkez sağ ve milliyetçi parti görünümüyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı “Bugünün Sultan Abdülhamid’i” ilan etmesinin bir mantığı yok. Ama bir matematiği var. O da 15 TEMMUZ’DA BAŞARILAMAYAN DARBENİN İŞARET FİŞEĞİNİ ÇAKMAK olabilir ancak.

İktidarı darbeyle devirme çabalarına “DEMOKRASİ MÜCADELESİ”, onlara karşı direnen aksı DİKTATÖRLÜK olarak tanımlayan gözü kararmış yapıların her zaman olduğundan çok daha fazla farkında olmak gerektiği açık.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
627465 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/627465.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT