BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Temeli Nazilerle atılan NATO’ya ne kadar güvenebiliriz?

The Economist, BBC gibi yayın organları “Erdoğan evine zaferle döndü” manşetleri atınca içimden “Eyvah” dedim. Acaba ne oldu da bunlar bu manşetleri attılar diye.

Mesele malum.

Türkiye’nin, PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerini destekleyerek ülkemize silah ambargosu uygulayan İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girişini veto etmesi üzerine uzun süren müzakerelerin ardından varılan anlaşmayla ilgili.

Anlaşmanın mimarlarından biri NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg.

İlk bakışta bir hayli olumlu maddeleri içeriyor Türkiye açısından. İsveç ve Finlandiya Türkiye’ye “Terör örgütlerini vallahi billahi artık desteklemeyeceğiz, bunların faaliyetlerini engelleyeceğiz terör tehdidine karşı olan Türkiye’nin yanında olacağız, Türkiye’ye silah ambargosu uygulamayacağımızı taahhüt ediyoruz, terör suçlularının iadesi konusunda somut adımlar atacağız” diyorlar özetle.

Çoğu taahhüt.

Ama bu taahhütlerde bulunanların esasında terör müteahhitleri olduğunu bilen bizler için kafamızda deli sorular da beraberinde fink atmakta.

Gerçi varılan sonuç, 12 Eylül Cuntası Elebaşı Kenan Evren’in NATO Kuvvetleri Başkomutanı Bernard Rogers ile olan kişisel “dostluk”larıyla Yunanistan’ın yeniden NATO’ya döndürülmesi meselesine pek benzemiyor. Evren, Rogers’tan o zaman “Yunanistan Türkiye’nin AB’ye girmesine takoz koymasın, Ege karasuları konusunda takazan çıkarmasın” filan gibi isteklerde bulunmuş ve Rogers’tan “Ayıpsın, lafı mı olur” sözünü aldıktan sonra vetoyu kaldırmıştı. Düşünün Türk hükûmetleri; Ecevit’i ya da Demirel’i, 1977 yılından beri bu vetoyu sürdürmekteydi ama ABD’nin Our Boys’larının elebaşı, 12 Eylül faşist darbesinin hemen ardından ülkenin bu diplomatik direnişini “kişisel dostluk” palavrasıyla tek kalemde harcayıvermişti. Türkiye vetoyu kaldırdıktan sonra Yunanistan’da seçimler yapılmış, iktidara gelen milliyetçi sosyalist PASOK Partisi Lideri Yorgo Papandreu galibiyet turlarının hemen ardından “Ben anlaşma manlaşma bilmem arkadaş. Ege karasularını yakında 12 mile çıkarırım, Kıbrıs’tan işgalci Türk ordusunu da kovarım, olmadığı takdirde Türkiye’nin AB’ye girişini engellerim” naraları atmaya başlamıştı

Dediklerini de yaptı zaten. Evren, Bernard Rogers ile daha sonra görüştüğünde “Hani bana asker sözü vermiştin, bak Yunanistan neler yapıyor” diye sitem edince “Valla kanka biliyorsun ben emekli oldum. Yerime gelen komutan da Yunan siyasetçilere söylemeyi unutmuş” deyiverdi.

Böylece sen sağ ben selamet.

Aslında Finlandiya ile İsveç’in kıytırık silah ambargosu hikâye. Aslan gibi millî savunma sanayimiz var çok şükür. Biz terör yapılanmalarına bu iki ülkenin teröre desteğini kesebilmesi ve suçluların iadesi konusunda bir TAAHHÜTNAME aldık sadece. Onlar taahhütlerini yerine getirirler mi peki?

 

ANLAŞMANIN GARANTİSİ NE?

 

Üçlü bir mekanizma, uygulamaları sürekli izleyecek. Verilen sözlerin yerine getirildiğine ikna olursa Türkiye veto kartını kullanmayacak. Daha TBMM’de onay süreci de var. Kısaca zamana yayılabilir taahhütleri denetleyebilmek için.

Ama yarın bu iki ülkede başka bir hükûmet gelir iktidara, “Biz bu anlaşmayı tanımıyoruz” derlerse ne yaparız?

Peki, ya yarın öbür gün Türkiye’de iktidar değişirse?

ABD ve kuyruğundakilerin Türkiye’de dört gözle kimleri iktidarda görmeye can attıklarını biliyoruz değil mi?

Her şey beklenmeli de mühim olan şu soruların cevabı.

BİRİNCİ SORUM:

ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde PKK-YPG eliyle bir garnizon devlet kurması için tüm gücünü seferber etmesine seyirci kalan NATO, BİZE NE FAYDA SAĞLAR? Oradan bize gelen saldırılara karşı NATO neden müdahale etmiyor. O sınır aynı zamanda NATO sınırı değil mi? Nerede 5. Madde? Nerede “birimiz hepimiz için…” tekerlemesi?

İKİNCİ SORUM:

NATO, bünyesindeki FETÖ ve Gladyo benzeri DARBECİ yapılanmalarla Türkiye’de darbe zemini hazırlamaktan vazgeçer mi? FETÖ’cü teröristlerin nasıl NATO içinde barındırıldığını görmedik mi?

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın şu sözlerini hatırlayalım:

"15 Temmuz sonrası FETÖ'cü bazı Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış subayların NATO'nun içinde kaldığını biliyoruz ve maalesef AB ülkelerinin bu FETÖ'cü artıkları koruduğunu da biliyoruz.”

Sadece o değil, NATO’da görevli 462 Türk subayından 237’sinin FETÖ’cü çıktığını, bunların en az 200’ünün ‘geri dön’ çağrısına uymadığını da biliyoruz.

 

NATO, DARBECİ GLADYOCULARIN ÖRGÜTÜDÜR, NAZİLERLE BİRLİKTE KURULMUŞTUR

 

Şimdi sizlere birtakım isimlerle onlar hakkındaki bilgileri ve o isimlerin fotoğraflarını paylaşacağım, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Nazi SS Generali Adolf Heusinger, Polonya, Norveç, Danimarka ve Fransa'nın işgallerini planladı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD tarafından korundu ve 1961'den 1964'e kadar RFA generalinden NATO şefliğine gitti.

 

Nazi Generali Hans Speidel, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler'in sağ kolu olan Erwin Rommel'in kurmay başkanıydı. 1945'te CIA tarafından korunarak daha sonra Batı Almanya’da general ve 1957'den 1963'e kadar Orta Avrupa'daki NATO Yüksek Komutanı oldu.

 

 

Johannes Steinhoff, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Luftwaffe pilotu ve Şövalyeler Demir Haç (Hitler'in en yüksek ödülü) sahibi. 1971 ve 1974 yılları arasında Batı Almanya’da havacılık generali ve NATO Askerî Komitesi Başkanı oldu.

 

Johann von Kielmansegg, 1942'den 1944'e kadar Nazi Wehrmacht Yüksek Komutanlığı kurmay subayı. Yine aynı rota... İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD tarafından korunuyor, daha sonra Batı Almanya’da general ve son olarak 1967'de Orta Avrupa'da NATO Komutanı oldu.

 

Jürgen Bennecke, 1943'te Hitler'in SS Jäger Tümeni'nde Nazi subayı. İkinci Dünya Savaşı'nda Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından korunan, daha sonra Batı Almanya’da güvenlik başkanı ve 1968'den 1973'e kadar Orta Avrupa'da NATO Komutanı oldu

 

Nazi Panzer Tümeni subayı Karl Schnell, Hitler Demir Haçı'nı kazanan Nazi Wehrmacht'taki yedi alt tümenden sorumluydu. Yine ABD/İngiltere tarafından korunarak, 1975'ten 1977'ye kadar Batı Almanya’daki Ordu Generalliğinden NATO Komutanlığına geçti.

 

Otto Skorzeny Dachau davalarında İngiltere tarafından korunan Nazi SS'inin yarbayıydı. ABD sayesinde hapishaneden kaçtı ve Franco rejiminde 25 yıl yaşadı. 1963'te CIA/NATO ve Siyonist Mossad için casus oldu.

 

Ernst Ferber 1943'ten 1945'e kadar Wehrmacht Yüksek Komutanıydı. Polonya'nın Nazi işgaline ve imhasına katıldı. Başka türlü nasıl olabilirdi, ABD tarafından korunuyordu, 1973'ten 1975'e kadar NATO Orta Avrupa Komutanıydı.

 

BATI’NIN OYUNU BİTMEZ

Kısaca NATO boynumuzda boyunduruk olarak kalmaya devam edecek.

Merak ediyorum, ABD’den ve onun yönettiği NATO’dan bu kadar kazık yedikten, ABD’nin F-35 ve F-16 gibi kallavi ambargolarından sonra İsveç ve Finlandiya ile ele geçirdiğimiz kozu yeterince bu türden “taahhütlerle” iyi değerlendirdiğimize emin miyiz?

Anlaşmadaki “Türkiye tarafında FETÖ olarak tanımlanan örgüt” lafına da çok aldanmayalım bence. Bu kaydı rahatlıkla eğip bükebileceklerini tahmin etmek zor değil. İsveç ve Finlandiya’daki firari şerefsizler zaten “Biz FETÖ’cüyüz” demiyor ki?

Velhasıl zafer şarkılarını abartmadan konuyu soğukkanlılıkla izlemek en iyisi.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
629073 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/629073.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT