BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yaz dostum, yaz tahtaya bir daha…

Kemal Kılıçdaroğlu’nun market patronlarına yazdığı mektup, Barış Manço’nun meşhur şarkısını hatırlatıyor. Ama esasen, Nasrettin Hoca’ya atfedilen, “çalı dikerek borç ödeme” usulüne uymuyor da değil hani!

 

“Siyasal iletişim dili”, iletişim çağının şartları icabı günden güne pek renkleniyor ve çeşitleniyor… Bu dili bir şekilde kendi hesabına başarılı kullanan siyasetçiler de karşılığını alıyor. Elbette bu ‘karşılık’ ifadesinin mahiyetine ve ona yüklenen hedefe göre de, sonuçlar büyük-küçük, geçici-kalıcı olarak değişiyor. Dememiz o ki, koyduğunuz hedef isabetli ve ehemmiyetli ise, hakiki bir netice elde edebilirsiniz. Aksi hâlde sadece toz kaldırmış olursunuz!.. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, siyasete girdiği günden beri; doğrudan tribünlere oynamayı, daimî bir yöntem olarak benimsemiş bulunuyor. Bu bir tercihtir tabii… Sayın Kılıçdaroğlu bu tercihinden ötürü, siyaseten neleri kazandı veyahut neleri kazanamadı noktasında, (bir hesap uzmanı olarak) herhâlde muhasebe yapıyordur. 2010 yılından beri, CHP’de genel başkanlık koltuğunu; bütün çekişmelere rağmen, koruyabildiğine göre, en azından parti içi iktidar yönünden başarılı olduğunu gösteriyor. Ama benzer bir başarıyı, iktidara gelme mücadelesinde ortaya koyabilmiş değil. Bu sebeple asıl siyasi başarısızlık açısından kendi partisi içinde de, ciddi şekilde tenkitlere maruz kalıyor. Tabiatıyla bu tenkitleri karşılama ve savuşturma adına da olsa, son zamanlarda gündem belirleme ve gündemde kalmaya dönük sivri çıkışlar yapıyor. Devlet memurlarına, iktidarın verdiği direktifleri yerine getirmeme konusunda yaptığı çağrı bu minvalde bir adımdı. Hatta bu çağrıya uymayacak memurlara hesap sorma tehdidinde bulunmuştu!

Bu arada Kılıçdaroğlu, aktif politika adına daha çok sahada görünme ve halkla daha çok temas kurma, iş dünyası ve çeşitli meslek kuruluşlarıyla daha sık bir araya gelme noktasında, hayli çaba içinde… Son olarak gıda sektörü paydaşları ile gerçekleştirdiği video konferansta, gündeme getirdiği mektupla gündem oluşturmaya çalıştı. Mektupta, tribünlere oynama dediğimiz hadisenin bütün unsurlarıyla öne çıktığını görüyoruz. CHP lideri, market patronlarına; “Değerli sektör temsilcisi” diye seslenerek, on çeşit temel gıda maddesinde kış boyunca zam yapmamalarını talep ediyor. “10 hayatta kalma ürünü” diye tanımladığı bu ürünler; un, yağ, süt, bulgur, makarna, mercimek, yumurta, peynir, tuz ve her ay bir çeşit sebze. “Halkımızı korumak adına” yapılan bu talebin ne anlama geldiğini, yine kendisi şöyle açıklıyor: “Bu talebin sizden bu ürünlerde açıkça zarar etmenizi istemek olduğunun farkındayım. Ancak bunu halkımız adına yapmak zorundayız. Ve bu mektup vesilesiyle bir kez daha vurgulamak isterim ki, sizden istediğim bu fedakârlıktan doğacak zararı, iktidara geldiğimizde karşılayacağız. Kara kışı atlatabilmek adına, halkımız için bu adımı atacağınıza inanıyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.”

Bu mektubu okuyunca, Barış Manço’nun o ünlü şarkısını hatırlamamak mümkün değil. Hani diyor ya; “Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı/Sarı çizmeli Mehmet Ağa bir gün öder hesabı…” Lakin şarkı sözlerinin kahramanı olan Mehmet Ağa’ya haksızlık etmeyelim. Zira Mehmet Ağa hesabına yazılan bütün borçları, servetini kaybetme pahasına ödemiş! Kılıçdaroğlu’nun bahse konu zararı karşılama taahhüdü ise, düpedüz Nasrettin Hoca’ya atfedilen, “Çalı dikerek koyun yünü toplama ve böylece borcunu ödeme” hikâyesine benziyor. Hoca’nın anlattığı peşin para gibi, Kılıçdaroğlu da, kendince kesinleşmiş muhtemel iktidarında, marketlerin zararı ödenecek… Eh, burada zararı tazmin için kaynak filan sormak da ayıp olur değil mi? Şarkı sözünde, Kılıçdaroğlu’nun çoktan havada kalan vaadine zarif bir gönderme var: “Yaz dostum Barış söyler kendi bir ders alır mı?/Yaz dostum su üstüne yazı yazsan kalır mı?” “Halkımız için bu adımı atacağınıza inanıyorum” diyen Kemal Bey, söylediğine ne kadar inanıyor olabilir? Önemli değil. Tribünlere oynamak zaten böyle bir şey…

Kılıçdaroğlu dün de, verilmeyeceğini bile bile TÜİK’ten randevu istedi. Ve bu isteğinin karşılanmaması üzerine, bizzat TÜİK’in kapısına dayanarak yeni bir şov yaptı. Randevu verilmemesinin sebebini, ekim ayında Merkez Bankasına gerçekleştirdiği ziyaret ve bu münasebetle yaptığı açıklamalarına bakarak anlamak mümkün. Siyaseti kendi zemininde, toplum katmanlarında; ilgili siyasi çevrelerde, şahıs ve siyasi kurumlar nezdinde yapmak lazım. Devlet kurumlarını ve devlet memurlarını siyasi tartışmaların içine çekmek doğru bir tarz değildir. Kemal Bey’in yaptığı siyasi şovlar, kahvehanelerde, çarşı-pazarda, esnaf sohbetlerinde ve elbette sosyal medya mecralarında çokça konuşulabilir. Fakat bu atraksiyon kalıcı netice üretmek açısından ne kadar etkili olabilir acaba? Su üstüne yazı yazmak gibi bir şey yani!..

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621759 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-kapan/621759.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT