Ne kadar megaloman hareketleri olursa olsun, Trump’ın seleflerine göre dürüst bir tarafı var… Hedeflerinin en azından bir kısmını olduğu gibi seslendiriyor. Yani “Size demokrasi getireceğiz” diye hikâye anlatmıyor!..
Bütün densizlikleri bir tarafta dursun, Donald Trump’ı önceki ABD Başkanlarından ayıran bariz bir özelliği var… Seleflerinin çeşitli kılıflar içine gizleyerek söylemeye çalıştığı şeyleri, Trump doğrudan ve düz bir mantıkla ifade etmekten çekinmiyor. Mesela; Venezuela petrollerine çökerken, size demokrasi ve özgürlük getireceğiz demiyor. Aynı şekilde Panama Kanalı'na el koyacaklarını ilan ederken de dolambaçlı bir yola başvurmuyor. Doğrudan niyet ve maksadını açık ediyor. Şu ifade dürüstlük adına az şey değil… Financial Times gazetesine bir röportaj veren Trump şunları söylüyor: "Dürüst olmak gerekirse, en çok istediğim şey, İran'daki petrolü almak. Ama ABD'de bazı aptal insanlar 'bunu neden yapıyorsun?' diyor. Ama onlar aptal insanlar." Trump’ın hedefine koyduğu o kadar çok şey var ki, ABD’deki kamuoyunun tamamını aptal sınıfına koyacak boyutlarda… İşte Kanada’yı elli birinci eyalet yapmaktan tutunuz da Grönland’a çökmeye kadar. Merak ediyorum, altmış beş yıldır ambargolar altında inim inim inleyen ve petrolü de olmayan zavallı Küba’nın nesine el koyacak? Bu hedeflere karşı çıkan Amerikalılar, Trump’ın aklına göre hep aptal insanlar… Birkaç günden beri, ABD’nin onlarca şehrinde sokağa dökülen milyonlarca kişi, keza Trump’ın absürt politikalarına karşı çıktığı için, 'Sarı Kovboy’un peşin fikrine göre toptan aptal oluyorlar!.. Ama dediğimiz gibi, Trump, Baba-Oğul Bush’lara ve Obama yahut Biden’a göre açık sözlü. Bu konuda hiç pervası, sınırı yok. Ağzının ayarı da yok! Herhâlde megaloman kişiliğinden kaynaklanıyor!.. Eh bu da onun bir nevi şahsi meselesi. Lakin Amerikalılar bu türden bir kişiliğin, başlarına ne getireceğinin endişesi içinde, giderek daha çok reaksiyon göstermeye başladı. Bu durum, anlaşılan kasım ayındaki ara seçimlere kadar tırmanarak devam edecek. Şayet kasımdaki seçimlerde, Kongre’de çoğunluğu kaybedip “TOPAL ÖRDEK” durumuna düşerse vay hâline! Dönem sonunu bile getiremeyebilir. Fakat Trump her şeye rağmen kuyruğu fazlasıyla dik tutuyor. Bakalım sonu nasıl olacak…
Gelgelelim, eskiler ihtiyatlıydı da ne oldu? Baba ve Oğul Bush’lar, tekrar tekrar Irak’ın başına tebelleş olurken, hep aynı hikâyeyi anlatıyorlardı… SİZE DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKLER GETİRECEĞİZ!.. Baba Bush, yeni emperyalist projeyi “YENİ DÜNYA DÜZENİ” diye pazarlıyordu. Oğul Bush ise, “YENİ BİR AMERİKAN YÜZYILI İNŞASI İÇİN”, ‘önleyici darbe’ olarak tanımlanan, Afganistan ve Irak’taki vahşi saldırılara imza atmıştı. Yeni Amerikan yüzyılı çerçevesinde, dizayn edecekleri başta Orta Doğu Bölgesi olmak üzere, dünyanın farklı coğrafyalarında emperyalist askerî müdahaleler peş peşe uygulamaya konuluyordu. Dönemin siyahi ulusal güvenlik danışmanı ve daha sonraki Dışişleri Bakanı Condoolezza Rice, herhâlde bu işin diplomatik(!) tarafını kılıfına uydurmak için; Washington Post gazetesine makale yazarak, 22 tane Arap devletinin sınırlarını yeniden çizeceklerini duyuruyordu… Eh, dünyanın geri kalan kısmını yalanlarına inandırmak için bir ispata ihtiyaç vardı. Tıpkı bayan halefi gibi; devrin dışişleri bakanı (ilk siyahi genelkurmay başkanı) Colin Pawell, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile birlikte; sahte belge üreterek BM Güvenlik Konseyi zemininde, o güne kadarki en büyük ve en aşağılık düzmece raporu ortaya koymuştu. Bu rapora göre, Saddam Hüseyin Irak’ta kitle imha silahları üretiyordu!.. Ne var ki, daha sonra Powell ve Blair’in her ikisi de yalan söylediklerini, ortaya attıkları belgenin sahte olduğunu bizzat itiraf edeceklerdi… Velakin olan Irak devletine, hayatını kaybeden en az bir milyon Iraklı zavallı insana olmuştu...
Tekrar bugüne ve İran savaşına gelirsek… Trump’ın pervasızlığı Siyonist Netanyahu’nun küstahlığı için yüksek oktanlı benzin mahiyetinde… Trump’ı burnundan yakalayıp (Epstein Dosyası bu işin halkası!) peşinden sürükleyen Netanyahu, ABD’nin sınırsız desteğiyle bütün meselelerini halletmek peşinde. Fırsat bu fırsat deyip hem İran’a hem Lübnan’a hem de Suriye ve Yemen’e, kudurmuşçasına saldırı üstüne saldırı düzenliyor. Uluslararası düzenin âdeta bütünüyle çökmüş olması, Trump ve Siyonist Netanyahu’nun gemi azıya almasına zemin hazırladı. Ve dünya barışının başına bela kesilen bu ikili, hiçbir engel ve sınır tanımadan bodoslama gidiyorlar!.. İran’a karşı başlattıkları saldırıların bir aylık bilançosu tek kelimeyle korkunç. Bu gidişle büyük bir küresel ekonomik krizin patlaması ve üçüncü dünya harbinin de her an fitilinin ateşlenmesi işten bile değil… Böyle bir felaketin önüne geçmek için ne yazık ki, ciddi bir gayret yok. Milletlerarası kuruluşlardan zaten bir şey beklenmiyor. Ama Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan dışında, tek tek devletler olarak da orta yerde bir dikkat çekici çaba görülmüyor. Göz göre göre felaketin büyümesini seyretmek hangi aklın kârıdır?
Şurası gayet açıktır ki; Siyonizm yeteri kadar güç devşirebildiği takdirde, kesinlikle bütün dünyanın başına bela kesilecektir… Amerika Birleşik Devletleri de devasa askerî ve ekonomik gücüyle, hâlen ilan etmiş olduğu üzere; “ÖNCE AMERİKA” ve “AMERİKA’YI YENİDEN BÜYÜK YAPMAK” için, yeryüzünün bütün kaynaklarını gasbetme yolunda son sürat ilerlemekten geri durmayacaktır. MAGA (Amerika’yı yeniden büyük yapmak) sadece 'Sarı Kovboy'un bir seçim sloganı değil. Aynı zamanda Amerikan derin devletinin de hedefidir. Trump bunu gayet açık sözlülükle dünyaya ilan ediyor. Daha ne yapsın? Hâlâ durumun vahametini anlamayanlar var!..

