Savaşlar nasıl biter? Düşmanın teslim belgesi imzalamasıyla mı, bayrakların indirilmesiyle mi, yoksa bir lider kürsüye çıkıp kazandık dediğinde mi? Donald Trump, bu soruya kendi cevabını 32 günde yaklaşık 12 kez verdi. 11 Mart’ta “İlk saatte bitti, kazandık” dedi. Aynı gün “Erken çekilmek istemiyoruz, işi bitirmemiz lazım” dedi. 20 Mart’ta zafer ilan etti. 24 Mart’ta yeniden zafer ilan etti. 30 Mart’ta ise eğer Hürmüz Boğazı açılmazsa İran’ın tüm enerji altyapısını yerle bir edeceğini söyledi...
Zaferi bu kadar sık ilan eden bir lider, aslında henüz kazanmamış demektir.
Savaşın seyrinde Trump’ın hedefleri sürekli değişti; İran’ı teslim almak, askerî kapasitesini yok etmek, rejimi devirip Hürmüz’ü açık tutmak. Bu tutarsızlık kesinlikle rastlantı değil! Yapısal bir sorunun dışavurumu... 28 Şubat’ta başlayan Destansı Öfke Operasyonu'nun, bir başlangıcı vardı ancak net bir gün sonrası planı hiç olmadı. Trump İran’da müzakereye açık bir Venezuela bulmayı umdu; ama karşısına Kuzey Kore çıktı.
Trump’ın bu zafer iletişimi âdeta bir psikolojik 'gel-git' üzerine kurulu. Önce askerî hedeflerin tamamlandığını ilan ederek zafer sarhoşluğu yaşatıyor, hemen ardından İran’a diplomatik bir açık kapı bırakıyor, ancak daha kapı eşiğindeyken masayı devirecek sert bir tehdit savuruyor. Bu bir iletişim kazası değil, bilinçli bir bulanıklık. Bir yanda Trump birliklerin iki-üç haftaya evde olacağı müjdesini verirken, diğer yanda Savunma Bakanı Pete Hegseth’in "kötü adamları öldürmek para ister" diyerek 200 milyar dolarlık ek bütçe talep etmesi, yönetimin kendi içindeki derin çatlağı veya kitlelere göre değişen maskesini âdeta ele veriyor...
Peki bu iki mesaj nasıl bir arada durabilir? Durmuyor... Sadece farklı kitlelere hitap ediyor.
Trump İran’a şunu söylüyor: “Anlaşalım, çekilelim.” Ama aynı anda yeni Dinî Lider’i reddedip “biz de bu atamada söz sahibi olmalıyız” diyor. Barış teklifi ile müdahale isteği aynı ağızdan çıkıyor. İran buna güvenmedi. Devrim Muhafızları sözcüsü “Savaşın ne zaman biteceğine İran karar verir” dedi. Dışişleri Bakanı Erakçi ise daha acı bir gerçeği hatırlattı: “Haziranda görüşmeler sürerken saldırdılar, şubatta yeniden görüşmeler sürerken saldırdılar.” Bu güvensizlik ortamında Pakistan’ın ara buluculuk teklifinin gerçek bir ateşkese dönüşmesi, yapısal bir iyimserlik gerektirir.
Peki Trump bu süreçte Katil İsrail’i frenlemiş midir? Hem hayır hem evet ama yüzeysel düzeyde. Netanyahu, İran’ın paramparça edildiğini söylerken gerçek anlamda rejim değişikliği için kara harekâtı gerektiğini vurguladı; İran halkının ayaklanmasını bekliyoruz diyerek işin en zor kısmını başkasına havale etti...
ABD'li birçok politik uzmana göre Trump dur dediğinde Netanyahu durur ancak İsrail açısından bu savaş elli yıllık bir takıntının zirvesi ve Netanyahu’nun seçim gündemi de savaşın devamından siyasi rant devşiriyor.
Ekonomik saat Trump’ın aleyhine işliyor... ABD'de Kasım 2026 ara seçimleri yaklaşırken geçen hafta sonu milyonlarca kişi “No Kings” (Kral istemiyoruz) diye sokaklara döküldü. Savaş karşıtlığı, 4 dolarlık benzin ve işsizlik aynı kalabalıkta buluştu... Trump dışarıda zafer ilan ederken içeride ise tahtı sallantıda. Borsalar savaşın ilk ayında değerinin yüzde 30’unu yitirdi. İran ise savaş öncesi tamamen serbest olan Boğaz'dan geçiş ücreti almaya başladı...
2003’te Bush, Irak işgalinin hemen ardından "görev tamamlandı" dese de savaş 8 yıl daha sürdü, binlerce Amerikan askeri öldü. Trump bu tuzağı çok iyi biliyor ama yine de aynı kapıdan giriyor. Kazandık derken aynı hafta bölgeye 2.000 paraşütçü sevk ediyor... Kazanan ordular evine döner ama ABD ordusu hâlâ aynı cepheye gidiyor!
Ama asıl soru şu: Bu savaşa kim kimin için girdi? Katil Netanyahu onlarca yıldır İran’a saldırı için Washington’u ikna etmeye çalışıyordu. Trump ise kapıyı sonuna kadar açtı.
Birlikte savaşa girdiler peki masrafı kim ödüyor?
Amerikan askeri, Amerikan vergi mükellefi, Amerikan seçmeni... İsrail ise stratejik hedefine ulaştı. Ortaklık mı, yoksa başka bir şey mi buna tarih karar verecek...
***
Bu satırlar baskıya giderken Trump, ulusa seslenmeye hazırlanıyor. Beyaz Saray içeriği önemli güncelleme diyerek sır gibi saklasa da Trump o meşhur sosyal medya platformundan ilk işaret fişeğini çoktan fırlattı bile. Trump; İran’ın kendisinden ateşkes talep ettiğini duyururken, yeni rejim liderini zeki olarak niteleyip diplomatik bir yem atıyor ama hemen ardından "Hürmüz Boğazı açılana kadar 'Taş Devri’ne döndürecek bombalamaya devam" diyerek o beklenen konuşmanın tonunu ifşa ediyor. Tabloya bakılırsa konuşmanın özü şu üç şey olacak: Nükleer hedefin tamamlandığının ilanı, iki-üç haftalık çekilme takvimi ve Hürmüz Boğazı’nı 'artık bizim sorunumuz değil' diye müttefiklerin kucağına bırakma... Piyasalar zaten bu mesajı okudu borsa sıçradı, petrol düştü.
Trump ne derse desin, savaşı bitirmek için İran’ın da bitti demesi gerekiyor. O ses henüz gelmedi...
Trump ne derse desin, savaşı bitirmek için önce eli kanlı Netanyahu'nun durdurulması gerekiyor. Washington çekilmek isterken Tel Aviv gaza basıyor. Bu savaşı kimin yönettiği sorusu artık kaçınılmaz.

