Türkiye, yaklaşık yarım asırdır sadece bir terör örgütüyle değil; aynı zamanda millî enerjisini tüketen, toplumsal fay hatlarını derinleştiren ve jeopolitik hareket alanını daraltan büyük bir güvenlik prangasıyla mücadele ediyor.
On binlerce canımıza mâl olan, Türkiye’nin ekonomik, siyasî ve psikolojik direncini hedef alan bu kanlı süreç, artık yalnızca sıradan bir terörle mücadele başlığıyla açıklanabilecek sınırları çoktan aşmıştır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin Türkgün gazetesine verdiği röportaj, tam da bu nedenle sıradan bir siyasî açıklama olarak değerlendirilemez.
Sayın Bahçeli meseleyi yalnızca güvenlik perspektifinden değil; devlet aklı, toplumsal bütünleşme, jeopolitik zorunluluk ve örgütsel tasfiye ekseninde çok katmanlı bir doktrin hâlinde tarif etmektedir.
Dolayısıyla Terörsüz Türkiye yaklaşımı, yüzeysel bir slogan değil; takvimi işleyen, siyasî ve kurumsal altyapısı hazırlanan, sahadaki sonuçları adım adım alınmaya başlanmış kapsamlı bir devlet vizyonudur.
Nitekim bugün yaşanan gelişmeler bu durumu açıkça gözler önüne seriyor. İmralı hattı üzerinden örgüte iletilen silah bırakma ve fesih mesajları, örgütün kendi içinde tartışmaya başladığı tasfiye senaryoları, uzun süredir devam eden eylemsizlik hâli ve TBMM merkezli komisyon tartışmaları birlikte okunduğunda; ortada artık teorik bir tasavvurun değil, fiilen ilerleyen bir sürecin olduğu anlaşılmaktadır.
İçeriden çözme girişimi
Tam da bu noktada, Sayın Bahçeli’nin geçtiğimiz haftalarda önerdiği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” modeli, sürecin en dikkat çeken stratejik başlıklarından biri hâline geldi.
Bazı çevreler bu yaklaşımı bir pazarlık, bir geri adım ya da meşrulaştırma girişimi gibi göstermeye çalışsa da MHP Lideri'nin 22 Ekim’den bu yana ortaya koyduğu çizgi dikkatle takip edildiğinde, hedefin tam tersi olduğu net bir şekilde görülür.
Bahçeli’nin kurduğu dilin merkezinde hiçbir zaman bir uzlaşma zemini olmamış; doğrudan doğruya örgütsel tasfiye hedeflenmiştir.
Burada çok kritik bir ayrım söz konusu; tarif edilen model, örgüte veya unsurlarına bir statü üretimi asla değildir. Aksine, örgütün lider merkezli yapısını kullanarak örgütsel çözülmeyi hızlandırmayı amaçlayan, devletin tam kontrolündeki bir mekanizmadır.
Bu yapılar yalnızca silahlı kadrolardan ibaret olmayıp; lider kültü, ideolojik sadakat ve mutlak hiyerarşi üzerinden ayakta kalan asimetrik yapılardır. Dolayısıyla sadece askerî operasyonlarla sahayı temizlemek, örgütsel hafızayı tamamen ortadan kaldırmaya yetmeyebilir.
Dünyadaki benzer örneklerde de görüldüğü üzere, tasfiye edilen yapılar doğru müdahale edilmediğinde farklı isimler ve yeni formlarla kendilerini yeniden üretebilmektedir.
İşte Sayın Bahçeli’nin işaret ettiği stratejik mantık tam olarak burada devreye giriyor;
Terör örgütünü ayakta tutan lider merkezli bağlılık mekanizması, bu kez örgütün kendi kendini feshetmesi ve çözülmesi için bir enstrüman olarak kullanılmaktadır.
Yapılan şey bir müzakere değil; örgütün kendi iç kodlarını kullanarak onu içeriden dağıtma hamlesidir.
Çerçevenin kırmızı çizgileri net
Röportajın tamamına bakıldığında, Sayın Bahçeli’nin tek bir noktada bile "eşit muhataplık" zemini kurmadığı, aksine şu net çerçeveyi çizdiği görülmektedir:
-Üniter Yapı; Devletin üniter yapısı hiçbir tartışmaya açık bırakılmayacak şekilde temel eksen olarak korunmaktadır.
-Ortak Kader; Türk milletinin ortak kaderi, herhangi bir parçalanma ya da ayrışma ihtimaline kapı bırakmayacak biçimde merkezde tutulmaktadır.
-Şartsız Tasfiye; Silahın yalnızca bırakılması değil, tümüyle ve geri dönülmez biçimde tasfiye edilmesi hedeflenmektedir.
-Uzantıların Temizlenmesi; Terörün doğrudan ve dolaylı tüm uzantılarının ortadan kaldırılması stratejik bir zorunluluk olarak tanımlanmaktadır.
-Anayasal Meşruiyet; Siyasetin meşruiyet alanı, açık biçimde yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal ve kurumsal zeminiyle sınırlandırılmaktadır.
Asıl kritik nokta; MHP Lideri'nin tarif ettiği bu sınırların, herhangi bir hukuki statü değişimini ya da terör unsurlarına siyasî temsil alanı açılmasını ifade etmiyor oluşudur.
Mahkûmiyet hükümleri ortadan kaldırılmamakta, mevcut hukuki durum aynen devam etmekte, devletimizin egemenlik alanı asla tartışmaya açılmamakta ve üniter yapı konusunda en küçük bir geri adım dahi söz konusu edilmemektedir.
Burada söz konusu olan; cezaevi sınırları içinde, devlet denetimi altında yürütülen tamamen kontrollü ve teknik bir iletişim mekanizmasıdır.
Bu yüzden bu yaklaşımı, geçmiş dönemlerdeki tartışmalarla aynı kefeye koymak büyük bir siyasal yanılgıdır. Zira buradaki mimari; müzakere değil, doğrudan tasfiye ve kontrol mantığı üzerine inşa edilmiştir.
Ortaya koyulan dil, terörü siyasallaştırmak değil; tam tersine silahlı yapıyı tümüyle lağvederek Türkiye’nin iç cephesini tahkim etmektir.
Türk Barışı ve iç cephenin çelikleşmesi
Sayın Bahçeli'nin röportajdaki “Türkiyelileşme” ve “Türk Barışı” vurguları da bu stratejinin toplumsal ayağını oluşturuyor.
Buradaki amaç; silahın tamamen devreden çıktığı, ayrılıkçı zeminin kurutulduğu ve herkesin Türkiye Cumhuriyeti ortak paydasında buluştuğu yeni bir siyasal normalin kurulmasıdır. Bu yaklaşım; kimlik siyaseti üzerinden yeni fay hatları üretmek değil, Türk milletinin bütün fertlerini ortak bir aidiyet zemininde buluşturma iradesidir.
“Herkes Eşittir Türkiye” ilkesi tam da bu nedenle hayati önemdedir. Çünkü burada önerilen şey bir etnik pazarlık değil; tek ve bölünmez olan Türk devletine yönelik ortak aidiyet şuurunun ve vatandaşlık bağının yeniden tahkim edilmesidir.
Bugün Orta Doğu’da haritalar yeniden çizilirken, Suriye ve Irak sınırında küresel güçlerin Türkiye'yi kuşatmaya çalıştığı bir dönemde; içerideki fay hatlarını kapatmak, 50 yıllık terör prangasını söküp atmak ve iç cepheyi bir çelik çekirdeğe dönüştürmek, tam anlamıyla bir kurucu akıl rasyonalitesidir.
Sayın Bahçeli’nin çok önceden gördüğü büyük fotoğraf net; Türkiye, içerideki fay hatlarını kapatmadan dışarıdaki jeopolitik kuşatmayı tam anlamıyla kıramaz.
Türkiye, tarihinin en kritik jeopolitik eşiklerinden birinden geçerken, içeride tesis edilen her stratejik bütünleşme adımı aslında dışarıda verilen varoluş mücadelesinin de zeminini güçlendirmektedir.
Bu yüzden Terörsüz Türkiye yalnızca bir güvenlik vizyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin küresel ve bölgesel güç iddiasının içeriden tahkim edilmesidir.
Ve bu tahkimat, günübirlik siyasî tartışmaların değil, devletin uzun soluklu aklının belirlediği tarihî bir istikamettir!..

