Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Hep aynı soru: Savaş mı çıkacak?
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD-İsrail İran savaşında ateşkesin sona erme ihtimalini herkes eli yüreğinde takip ediyor… İran’a karşı agresif ve tahrik edici üslupta ısrar eden Donald Trump, bizzat çözüm önündeki en büyük engel!..

Mahut savaş tekrar başlayacak mı? Başlarsa İran’ın altyapısı, hayat damarları topyekûn bir tahribata maruz kalır mı? İsrail, ABD ile İran arasında bir anlaşma olmaması için her kapıyı çalıyor!.. Donald Trump zaten en başından beri, saldırgan ve tehditkâr üslubuyla çözümden ziyade çatışmayı teşvik eder havada. ABD-İran savaşının temelindeki en büyük muharrik aslında Netanyahu değil. Amerikan Yönetiminin İran üzerinden sıkıştırmak istediği ülke Çin… Yani mesele küresel boyuttaki hegemonyanın devam ettirilmesi. Çin’in özellikle enerji tedarik ve ticaret yollarını kapatarak, en azından kontrol altına alıp daraltarak eski düzeni olabildiği kadar sürdürmeye çalışmak… Ancak bunun artık pek mümkün olmayacağı gayet açık görülüyor. Trump’ın Pekin ziyaretinden önce genellikle şöyle bir düşünce hüküm sürüyordu: Amerikan Başkanı, Çin Lideri Şi Jinping ile görüşmeden evvel, İran konusunu kendi hedefleri doğrultusunda geçici de olsa bir çözüme bağlamak isteyecektir… Ama bu olmadı. Trump, İran’ın ustalıkla ortaya sürdüğü Hürmüz Boğazı’ndaki yeni durumu aşmak için, sureta bir çağrıda bulundu. En başta Avrupa bu çağrıya kulak vermedi. Hatta bu bizim savaşımız değil diyerek mesafeli durdu. Hürmüz Boğazı’na enerji tedarik kaynağı olarak en büyük ihtiyacı olan Hindistan, Güney Kore, Japonya ve hatta Çin’e de yardımcı olması için çağrıda bulundu. Fakat bu çağrı havada kaldı ve Trump’ı oldukça mahcup duruma düşürdü… Bu atmosferde gerçekleşen Trump’ın Pekin ziyaretinden de en azından an itibarıyla, dişe dokunur bir şeyin çıkmadığı anlaşılıyor. Gelecek günler neyi getirecek? Onu bekleyip görmek lazım. Bu arada Trump’tan hemen sonra Rusya Lideri Putin’in de Pekin’e gitmesi (Bugün ve yarın gerçekleşecek resmî ziyaret…) oldukça dikkat çekici. Putin ve Trump 15 Ağustos 2025’te Alaska’da görüşmüştü. Hatta bu görüşmeyi, bir nevi dünyanın paylaşıldığı Yalta Konferansı'na (1945) benzetenler olmuştu… Lakin Yalta Konferansı’ndan bir yıl önce 1944’te kurulacak yeni dünya düzeninin beynelmilel siyasi ve kurumsal yapıları çerçeveye oturtulmuştu. (Dumarton Oaks Konferansı) Bu konferansta, bir yıl sonra kurulacak olan Birleşmiş Milletler Teşkilatının temel esasları belirlenmişti. Aynı yıl (1- 22 Temmuz 1944) Bretton Woods kararlarıyla yeni dünya ekonomik sisteminin prensipleri de konulmuştu...

Özetle dünya para sistemi dolar olmuştu. Bahse konu kararlarla, dolar rezerv para sistemi olarak yerleşmiş ve Amerika da dünya finans sisteminin merkezi hâline gelmişti… 1971 yılında Richard Nixon, dolar karşılığı miktarda altının elde tutulması taahhüdünü geri çekince, 1944’te kurulan sistem yavaş yavaş çökmeye başlamıştı… Bugün artık doların yerini yuanın tutması yoğun olarak tartışılıyor. Ve ABD son bir hamle ile bütün bu gelişmeleri yavaşlatmaya çalışıyor. ABD-Çin rekabetinin nasıl sonuçlanacağı konusunda farklı görüşler var elbet.

Trump’ın Pekin’e yapacağı ziyaretten çıkacak sonuçların pek de çözüm üreten seviyede olamayacağına dair yaygın bir kanaat vardı. Netice itibarıyla pek farklı bir durum ortaya çıkmadı. Donald Trump’ın diğer devlet başkanlarından çok farklı olarak, Şi Jinping’e karşı gayet dikkatli ve saygılı olması, beklediğini almasına yetmedi… Tam aksine Trump’ın gayet dikkatli ve ciddi tavrını, Dışişleri Bakanı Marco Rubiu’nun Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile aynı marka ve aynı model bir eşofman giymesi sanki daha fazla dikkat topladı!.. Kimi yorumlara bakılırsa, Rubio bununla karşı tarafa mesaj veriyordu. Artık nasıl bir mesaj ise…

Pekin ziyaretine giderken Trump, ülkesindeki en zengin şirketlerin tepe yöneticilerini uçağında götürerek, Çin ile daha fazla ticaret ilişkisini tesis ederek diğer meseleleri aşmak için bir manivela gibi kullanmaya teşebbüs etti. Bunun ne kadar etkili olduğu zamanla anlaşılacak. Amma ve lakin ABD ile Çin arasındaki büyük güvensizliğin ayyuka çıktığı bir ortamda, ticaretin kolaylaştırıcı ve yumuşatıcı etkisi hâliyle çok sınırlı olur… Öyle ki, ABD heyeti, dönüş yolunda Çinlilerin verdiği hiçbir şeyi Başkan'ın uçağına almadı. Pekin’de verilen kimlik kartları da dâhil, bütün hediyelik eşya vs. çöpe atıldı. Bu derece şüphe ve tereddüt ve dahi güvensizlik orta yerde olunca hadise başka bir mecraya girer… Çin tarafının bunu not etmediğini mi sanıyorsunuz? ABD, hediyelik eşya paketlerinde ve kimlik kartları kurdelesinde bile Çin’in siber casusluk teşebbüsünden endişe duyuyorsa, mesele çok derindir. Vaka başta uzay teknolojisi olmak üzere, pek çok alanda Çinlilerin özel kabiliyetleriyle hayata geçirdiği bilgi transferi, ABD’nin milyarlarca dolarlık laboratuvar masraflarını boşa çıkarmış olması kolay kolay unutulamaz… Ancak işi bu derece aşırıya vardırmak karşı tarafı farklı bir düşünceye sevk eder elbet.

ABD-Çin ilişkileri alanında uzman olan kalemlerin yazdıklarına bakılırsa, ziyaret öncesindeki tahminler bayağı tutmuş vaziyette… Pekin görüşmelerinde eli daha sağlam ve geleceğe dönük daha hazırlıklı ve kararlı taraf Çin idi. Çin sakin güç olarak her noktada ağırlığını hissettirdi. Tayvan gibi yakıcı konularda da çok üst perdeden ve keskin bir üslupla gerekli uyarılarda bulundu. Ama bunun yanında İran konusunda ara buluculuk yapmak gibi bir kolaylaştırıcı tavrı da ortaya koydu. Şimdi soru şu: Trump, İran’a karşı gerçekçi bir yaklaşım içine girecek mi? Yoksa Netanyahu’nun da tazyiki ile bataklığa saplanma yoluna mı girecek?

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...