Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD-Çin düellosu
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD Başkanı Trump’ın Çin ziyaretiyle birlikte bazı sorunların aşılacağına dair beklentiler oluşmuştu.
Ancak görünen o ki Çin, "sabır siyaseti"ne devam etmeyi tercih ediyor.

Trump’ın İran konusunda yeniden saldırgan bir çizgiye yönelebileceğine dair verdiği dolaylı mesajlar, aslında ABD ile Çin arasında stratejik başlıklarda tam anlamıyla bir uzlaşı sağlanamadığını gösteriyor.

Trump sık sık fikir değiştiriyor. Fakat artık bunun bir kararsızlık değil, doğrudan bir siyaset yapma biçimi olduğu anlaşılıyor.

İran ise Çin açısından son derece hassas bir konu. Aynı zamanda ABD-Çin rekabetinin önemli mücadele alanlarından biri olarak da okunabilir.

Trump’ın Çin’de karşılanış biçimi bile Pekin’in, Amerikan siyasetinin tam tersine; daha kontrollü, daha soğukkanlı ve uzun vadeli bir stratejiyle ilerleyeceğine işaret ediyor.

Tabii Trump’ın yanında Henry Kissinger gibi bir isim yok. Belki olsaydı bugün çok daha farklı bir siyaset satrancı izliyor olurduk.

Kissinger önemli bir figürdü. Özellikle ABD-Çin gerilimlerinin geçmiş krizlerinde çözüm üreten yaklaşımı bugün yeniden dikkat çekiyor.
Onun On China isimli eserine baktığımızda, sürecin nereye evrilebileceğine dair yaptığı uyarıların yeniden anlam kazandığını görüyoruz.

Kissinger’a göre ABD ve Çin çağın iki ana güç merkezidir. Bugünkü dünyanın geleceğini de bu iki devlet arasındaki rekabetin sonucu belirleyecektir.

Zaten dünyayı savaş odaklı bir sürece sürükleyen temel nedenlerden biri de budur.

İsrail’in hukuk tanımaz yöntemleri, katliam merkezli vahşeti de bu iki küresel güç arasındaki paylaşım mücadelesinin acı yansımalarından biridir.

Dolayısıyla yaşanan şey sıradan bir gerilim değil; tarihî bir düellodur...

Peki süreç uzlaşıyla mı sonuçlanacak, yoksa kontrollü didişme daha da mı derinleşecek?

İşte bu sorunun cevabı, geleceğin dünyasının nasıl şekilleneceğine dair de fikir verecek.

Şi-Trump hattındaki görüşmelerin gerçek sonucunu açıklamalardan değil, sahadaki eylemlerden anlayacağız.
Nitekim Çin tarafının “ortada bir anlaşma yok” mesajı vermesi dikkat çekiciydi.

Trump’ın İran konusunda yeniden sertleşmesi de beklenen sonucun alınamadığının işaretlerinden biri olarak okunabilir.

Aslında Çin’den geri adım beklemek gerçekçi olmazdı. Çünkü Pekin her ne kadar “küresel güç olmak istemiyoruz” dese de gelinen noktada ekonomik kapasitesiyle süreci belirleyen ana aktörlerden biri olduğunu teyit ediyor.

Peki bu tarihî düello nasıl bitecek? Kim kazanacak, kim kaybedecek? Savaşlar zinciri yeni bir evreye geçerse ne olacak?

Şartlar giderek ağırlaşıyor.
ABD Başkanı istediğini alamadıkça sınırları zorluyor. Fakat bunu tamamen kontrolsüz değil, hesaplı biçimde yapıyor.

Aslında İran’la anlaşmak istediği de açık.

İran ise küresel mücadelenin kendi lehine sonuçlanabilmesi için süreci çok katmanlı bir stratejiyle yönetmeye çalışıyor.

ABD ile Çin arasındaki rekabetin büyüklüğü, İran’a da yeni hareket alanları açıyor.

Trump açısından “onurlu bir çıkış” zemini oluşursa bunu anında kullanacağı da ortada.

Orta Doğu ve bölgenin tamamı için artık yeni bir durum söz konusu.

Evet, İran yara aldı. Fakat aynı zamanda güçlendi de... Ekonomik baskılar altında olmasına rağmen ABD’ye açık şekilde meydan okuyan bir İran modeli ortaya çıktı. Bu da yeni dönemde kurulacak siyasetin, İran faktörü hesaba katılmadan şekillenemeyeceğini gösteriyor.

Trump, İran kozunu kendi lehine çevirebildiği ölçüde kullanacaktır.
Ama uygun çıkış kapısını bulduğu anda hiçbir şey olmamış gibi geri çekilmesi de mümkündür.

Bu süreçte İsrail ise kendi çıkarları doğrultusunda kan dökmeye devam ediyor.

Aslında İsrail de İran gibi, ABD-Çin rekabetinin nihai şekli netleşene kadar savaş yöntemini kendi lehine kullanmayı hedefliyor.

Böyle bir tabloda katil İsrail sürecin sadece parçası olarak kalacak mı?
ABD ve Çin içerisindeki Siyonist sermaye ağlarının ve güç odaklarının süreçte nasıl pozisyon aldığı da dikkatle izlenmeli. Çünkü yeni dünya düzeni kurulana kadar eski dünyanın bütün hesapları kapanmak isteniyor. Ancak bunun savaşlar üzerinden yürütülmesi, küresel krizin fitilini daha da ateşliyor...

Trump bir iş adamı refleksiyle hareket ediyor; onun mantığında günün sonunda elde edilen kazanç belirleyici.

Fakat Çin aynı şekilde düşünmüyor. Pekin daha sakin, daha sessiz ve uzun vadeli kazanıma odaklı ilerliyor. Tarih boyunca yöntemi de buydu.

Bu tarihî düello bir yandan ağır sonuçlara kapı aralarken, diğer yandan belirsiz görünen birçok konunun netleşmesine de yön veriyor.

Belki de bugün çıkmaz gibi görünen her kriz, yarının yeni çıkış kapısını hazırlıyor...

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…