Halk için önemli olan enflasyonun düşmesi değil, hayatın daha pahalı hâle gelmesidir. Yani kazancıyla geçimini sağlayamamasıdır. Hedef, eline geçen maaş ya ücret ile ay sonuna borçlanmadan ulaşabilmektir. Enflasyon: Parasal büyüklüklerdeki artışın millî gelirdeki artışın üzerine çıkmasıdır. Parasal talebin, piyasaya arz edilen mal ve hizmetten fazla artmasıdır. Pahalılık ise mal ve hizmet fiyatlarının gelirden fazla artmasıdır. Fiyatların mal ve hizmet bedelleri genel düzeyinin üstüne çıkmasıdır. Piyasadaki para miktarının artması ile birlikte talebin çoğalması enflasyonu birinci derecede tetikler... Demek ki enflasyon denilen canavar iki kaynaktan besleniyor. Parasal talep mal ve hizmet arzının üzerine çıkınca, fiyatlar artıyor, buna da enflasyon deniliyor.
Pahalılık ise enflasyondan bağımsız bir olgu. Kişilerin gelir düzeyine göre değişir. Zengin olan hayat pahalılığını hissetmez verir parayı ürünü alır. Fakir olan yüksek fiyatlar altında ezilir, istediğini alamaz, aldığını sınırlı tüketmek zorundadır. Bir malın veya hizmetin fiyatı; enflasyon, pahalılık yokken de yukarıya çıkabilir. Geçen yıl olduğu gibi ürünleri don vurdu, kayısı, şeftali, kiraz, elma, ceviz, zeytin ve Antep fıstığı fiyatları yüzde 100 arttı. Bugün olduğu gibi yeni teknoloji ile cep telefonları, bilgisayarlar piyasaya çıkar, fiyatları artar, yani pahalılaşır. Dar ve sabit gelirliler, halkımız, gelirleri enflasyon kadar artmadığından pahalılıktan eziliyor, haklı olarak isyan ediyor. Peki bundan kurtulmak için ne yapmalı?
Öncelikle şunu iyice bilmemiz lazım. Enflasyon düşmeden pahalılık illetinden kurtulamayız... Merkez Bankası faiz artırımına giderek kredi maliyetlerini arttırmalı, talebi kontrol altına almalı ekonomiyi soğutmalı. Böylece dolaşımdaki para miktarı azalır. Devlet kamu harcamalarını azaltıp vergi gelirlerini arttırarak bütçe açığını daraltmalı... İsrafın önlenmesi vergi sisteminin daha adil hâle getirilmesi hayat pahalılığını düşürür. İthal ürünlere uygulanan vergileri arttırarak onların cazibesini kırarak bağımlılığı en aza indirmelidir. Yerli üretim ve tarım desteklenmelidir. Böylece döviz kurlarındaki artışın fiyatlara yansıması engellenir. Hal Kanunu'nun da devreye girmesiyle sebze-meyve fiyatları düşebilir. Aracı sayısı ile kayıt dışılığın azalması, üreticiden tüketiciye zincirin kısalması, haldeki komisyon ve lojistik maliyetlerin azalması, stokçuluk ve fahiş fiyat uygulamasının sona ermesi tabii ki, sonuç verir.
En önemli karar; sebze ve meyveleri mevsimine göre tüketmek. Zira kış döneminde yaz ürünlerini almak çok daha pahalıdır. Aynı şekilde yaz döneminde kış ürünlerini tüketmek de...
Ama fiyatları belirleyen ana unsur sadece hal sistemi değil. Mazot, gübre, elektrik, sulama, nakliye, kira ve işçilik kalemleri fiyatlara mutlaka yansıyor. Çiftçilerimize mazot ve gübre desteğini arttırmalıdır. Hepsinden önemlisi üreticinin eline nakit para değil, kullanacağı ürünleri alması sağlanmalıdır. Vatandaşın da düzenli olarak yapması gerekenler var. Zorunlu ve keyfî harcamalardan kaçınmak... Dışarıda yemek, eğlence ihtiyaçlarını minimuma indirmek. Kredi kartı borçlarını asgari ödeme tutarlarıyla değil, tamamını kapatarak ödemek. Yüksek faizli yeni borçlanmalardan kaçınmak. Böylece bütçe rahatlar, daha huzurlu bir hayata kavuşulur... Tabii bunları hayata geçirmek için büyük bir irade ve mücadele gerekiyor.
Sonuç: Ayağını yorganına göre uzat rahat et!..
Son söz: Açılma boğulursun!

