Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Sultan Vahideddin Han
0:00 0:00
1x
a- | +A

VI. Mehmed Vahideddin,

-14.01.1861’de Dolmabahçe Sarayı’nda dünyaya geldi. Abdülmecid Han’ın en küçük şehzâdesidir.

-15 Aralık 1917-5 Ocak 1918 arasında Veliahd sıfatıyla Almanya’yı ziyaret etti. Mirliva; Tuğgeneral Mustafa Kemal, resmî seyahat boyunca müstakbel Padişaha yaverlik yaptı.

-23 Temmuz 1908’de ilân dilen II. Meşrutiyet rejiminden sonra Osmanlı Türkiye’sinde Sultan, artık meşrutî idareye tâbi sembolik bir Devlet Başkanıydı.

- Dünya Harbi’ne girmemizde İttihatçılara engel olamayan meşrutî Hükümdar Mehmed Reşad, 4 Temmuz 1918’de vefat edince ağabeyinin yerine aynı gün yine meşruti Hükümdar yâni parlamenter sistemin Devlet Reisi olarak tahta çıktı.

-Padişah olduğunda I. Cihan Harbi’nin sonuna gelinmişti. Nitekim dört ay sonra 11 Kasım 1918’de taraf devletlerin imzaladıkları ateşkes ile büyük felâketlere sebep olan Harb-i Umumî bitecektir.

-İşbaşına geldikten 6 ay sonra, milletin mahallî idarelerde haçlı işgal ve zulümlerine karşı başlattığı kıyam ve millî mukavemeti teşkilatlandırmak için Anadolu’ya bir hey’et gönderilmesi gündeme geldiğinde hey’etin başına kendisine yaverlik yapmış olan Mustafa Kemal’i arz edilen isimler arasından tercih ve tensip etti. Ardından Paşayı Yıldız Sarayı’na çağırttı. Kabulde tevdi edilecek işe dair talimat ve cesaret verdi. Bu görüşmenin resmî belgesi, bugün Yıldız Sarayı’nın üst katındaki odada teşhirdedir. Görevlendirmenin bu şekilde olduğunu fikir namusuna sahip tarihçiler de yerli ve yabancı ansiklopediler de yazmaktadır. Samsun’a İngilizlerden vizesi alınmış ve içinde subay, asker, at ve arabalar olan gemiyle yollandı. Kâfi miktarda harcırah verilmişti.

-İngiliz işgal kuvvetlerinin hilebazlıkları ve içeriden gördüğü çok ağır tehdit ve baskılar üzerine 17 Kasım 1922’de tekrar dönmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. 1 Kasım 1922’de Saltanat’a son verilmişti. Mecburi ayrılığa çıkarken Devletle Sarayların bütün imkânları elinin altındayken yanına tek çöp almadan hicret etti.

16.05.1926’da sürgün hayatı yaşadığı İtalya’nın Sanremo şehrinde çok büyük yoksulluk içinde vefât etti. Binbir zorluktan sonra Şam’daki Sultan Selim Câmiî haziresine defnedildi. Kabri şu yakınlara kadar sıradan sade bir vaziyetteydi. Şimdilerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti, mezkûr Padişahın kabrini diğer Osmanlı Sultanlarının türbelerine benzer mimârî güzelliğe kavuşturma çalışmasını başlatmış bulunmaktadır.

-36. ve son Osmanlı Padişahıdır. 101. ve son İslâm Halifesidir. Sür’at ve intikal kabiliyeti yüksek, zeki, fıkıh-hukuk ilminde güçlü, en çetin şartlarda bile milletine ve devletine laf söyletmeyen haysiyetli bir insan ve devlet adamıydı…

Son derecede milliyetçi ve vatansever bir tarihçi olan merhum Mehmed Niyazi Özdemir ağabeyden dinlemiştik. Başka dinleyenler de olmuştur:

-Vahideddin Han vefat ettiğinde eski yâveri Mustafa Kemal, artık reisicumhurdur. Vefat haberi kendisine geldiğinde meşhur masa kurulmuştur. Haber, Paşa’nın kulağına fısıldandığında masadan ayrılıp arka odaya geçer. Bir müddet sonra geri gelir; ağladığı anlaşılmaktadır. Şunu der:

-Nâmuslu insandı!..

19 Mayıs, kutlama olarak ilkin 1926’da Samsun’da yapıldı. Kabul ettiği adıyla Kamal Atatürk, 1938’deki şenliklerde yanındakilere bunun ulusal bir şekle kavuşturulmasını söyledi. Bunun üzerine 20 Haziran 1938’de çıkarılan kanunla şenliğin ünvanı “Gençlik ve Spor Bayramı” yapıldı. Kızlı-erkekli orta tahsil gençliği, Hükûmet ricâlinin talimatıyla kısa iç giyim ve atletlerle her sene 19 Mayıs’ta statları doldurur oldular…

Türkiye, 12 Eylül 1980’de darbeler tarihinden birini daha yaşadı. Hayatlar, hapishanede çürütüldü, “bir soldan-bir sağdan” gençler beslenmeyip idam edildiler. Darbeciler, bir zaman sonra halka dayanan bir meşruiyet ihtiyacını hissetmeye başladılar. Cunta lideri Kenan Evren, oturması-kalkması, hâl ve hareketiyle Kamal Atatürk’e öykünüyordu. Ama bu yetmezdi. Daha köklü bir çâre bulunmalıydı. 19 Mayıs’ı hatırladılar. Ondan sonra bu günün adı “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” oldu. Korumak gibi anma da kanun gücüne bağlanmıştı...

Sultan Vahidedin Han, vatanı parçalamayı hedef alan Sevr’i bütün tazyik ve zorlamalara rağmen imzalamadı. Devrin Hükûmeti namına Hâdi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşad Hâlis Bey metni imzaladılar. Meşrutî Padişah, Hükûmete müdahale edemiyordu. Lakin kendisine getirilen Sevr metnini imzadan şiddetle imtina ettiği için o metin yalnızca bir proje olarak kaldı…

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, 1993 yılında TGRT’de konuğumuz idi. Bu mes’eleleri konuşuyorduk. Konuğumuz bir ara “Sevr anlaşması” dedi. Sözünü keserek bu durumu izah ettikten sonra “Sevr andlaşma değil, projedir!” dedim. Bülent Ecevit de bunun üzerine “evet; Sevr, andlaşma değil, projedir” dedi. Vefatından önce bir vesileyle bu malumatı hem sütunumda yazmış ve hem de ekranlarda dile getirmiştik…

Sevr, imzalanmadı ama düşman boş durmadı.

Fransa’nın Sevr’i hükmünü icra edemezse İsviçre’nin Lozan’ı vardı…

Şeyh Gaalib, mâverâda müsterih olsun. Keşti i ümid, lenger alsa ad o söz, lebimde kalmayacak:

-Fatih Sultan Mehmed Köprüsü,

-Osman Gazi Köprüsü,

-Yavuz Sultan Selim Köprüsü

-Kanuni Sultan Süleyman Sondaj Gemisi,

-Abddülhamid Han Sondaj Gemisi

dendiği gibi:

-Sultan Vahideddin Han Köşkü de denmeli…

Tarihimizle barışmak, iç tahkimatın büyük bir parçasıdır!

Rahim Er'in önceki yazıları...