Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Kıbrıs’ta şer ittifakı!..
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve KKTC-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, adanın güneyindeki siyasi yapının adını, her ne kadar "GKRY-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi" olarak ifade etseler de diğer devletler, "Kıbrıs Cumhuriyeti" demekteler. Güneydeki yapıyı bu şekilde tanıyanlar, yalnızca Müslüman olmayan devletler değildir. İİT-İslâm İşbirliği Teşkilatı, Arap Ligi ve TDT-Türk Devletleri Teşkilatı mensubu devletler de "Kıbrıs Cumhuriyeti" diyor ve KKTC’yi de tanımıyorlar.

GKRY, "Kıbrıs Cumhuriyeti" adıyla 1 Mayıs 2004 tarihinde AB-Avrupa Birliği’ne tam üye yapıldı. Türkiye, 1959 müracaatı ve 1963 Andlaşmasına rağmen hâlâ aday olarak bekletilirken tıpkı eski SSCB peyki Balkan devletleri gibi GKRY de ânında AB’ye kabul edilmişti. Bu yapılanma, NATO üyesi değildir.

16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da imzalanan Garantörlük Abdlaşması ile taraf diğer iki devlet gibi Türkiye de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörüdür. Bu milletlerarası mukavele ile Türkiye, Yunanistan ve BK-Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğü ve emniyetini teminat altına almaktadır. Yazılı ve bağlayıcı hukuki metne göre adanın bölünmesi, başka bir ülkeyle birleşmesi mümkün değildir. Buna aykırı hareket edilmesi hâlinde teminat sahibi devletler, münferiden veya birlikte hareket ederek müdahale edebilirler.

15 Temmuz 1974’te EOKA militanı Nikos Sampson, Rum Millî Muhafız güçleriyle CB Makarios’a karşı darbe yaparak O’nu devirip adada Yunan Cumhuriyeti ilân etti. Arkasında Atina’daki Cunta vardı. Darbenin nihâî maksadı, enosis yâni Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamaktı. Bu gelişmeler üzerine Türkiye’nin müdahale hakkı doğmuştu. Atina’daki cuntanın muhatap alınması bile gereksizdi. Londra ile yapılan diplomatik görüşmeler de bir fayda getirmiyordu. Türkiye’de CHP-MSP koalisyon Hükûmeti işbaşındaydı. Bülent Ecevit Başbakan, Necmeddin Erbakan BB Yardımcısıydı. Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974’te sabaha karşı adaya havadan ve denizden indirme ve çıkarma yaptı. Başbakan Bülent Ecevit, cesaret göstererek Mehmetçiğin adanın tamamına girmesini göze alamadı. Üstelik harekâta "Barış Harekâtı" adını verdi. Savaşa barış demekle farklı muamele görülmüyor! Bu tavize rağmen Türkiye, 15 yıl boyunca ABD ve Avrupa’dan müeyyide gördü…

Adanın tamamını almalıydık.

Çünkü:

Kıbrıs’ı 4 Temmuz 1878’de İngiltere’ye yalnızca kiraya vermiştik. Abdülhamid Han, Ruslara karşı İngiltere’nin desteğini almak için bunu yapmıştı. İngiltere, 1914’te I. Dünya Harbinin kargaşa şartlarından istifadeyle Kıbrıs’ı ilhak ettiğini ilân etti. Hukuku ayaklar altına almıştı.

Ankara Türk Hükûmeti, 24 Temmuz 1923’te bu gasbı tanıdı. Geçici bir Hükûmet idi. Dahası ve daha mühimi, hukuken müzayaka hâlindeyken rıza gösterilmişti. Müzayaka şartları düzelince zorlamaya itiraz edilebilirdi. Bundan daha mühimi ise şudur:

Kıbrıs adasının tamamı Osmanlı Vakıf mülküdür. Vakıf, şahıs malıdır. İşgalci devlet, hukuk gereği, şahıs mülküne el koyamaz. Bu imkânlar kullanılamadı. Uzun yıllar boyunca federasyon, konfederasyon çalışmaları yapıldıysa da bir çözüm bulunamadı. En sonunda Ankara, 2004’te Annan Planı da işe yaramayınca İki Devletli Çözüm fikrini esas almaya başladı.

Ancak; yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de değil KKTC denmesine rağmen adadaki Müslüman Türk varlığı, Devlet olarak tanınmadı ve tanınmıyor. Öyle ise Türkiye, tarihten gelen haklarımızı gündeme taşımalı ve tavizsiz şekilde mücadelesini vermelidir. 1878’ler, 1974’ler bugün konuşulduğu gibi; yarın da bugünler konuşulacaktır…

Kıbrıs adasında fiilen iki ayrı siyasi ve mülki idare mevcuttur. Garantörlük hakkımız, bugün de devam etmektedir. Diğer yandan Ada’da emrivaki ile mevcut olan Ağrotur ve Dikelye adında iki İngiliz üssü de bulunmaktadır. Bu üsler, İngiltere’nin Akdeniz’de tutunma noktalarıdır…

Vaziyeti bu olan Kıbrıs’ta şimdi çok daha farklı ve Türkiye ve bölge için hayli tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Yunanistan, GKRY ve İsrail adada adı konmadık bir cephe oluşturmaktalar. İttifak hâlinde hareket ediyorlar. Vaktiyle Rusya, Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinden Osmanlı mülkü Filistin’e gelip buralarda toprak edinen Yahudiler gibi bugün de Yahudiler, öncü kuvvet olarak Kıbrıs’ın güneyinde arazi ve köyler satın almakta, tapu sahibi olmaktalar.

Bunun anlamı şudur:

Türkiye, Adalar Denizi ve Akdeniz’den kuşatılıyor. İsrail, önce Filistin’i gasp ve işgal etti. Sonra Filistin’i parçaladı. Şimdilerde Gazze’yi enkaza çevirdi. Bugün de Lübnan’ı yıkıntı hâline getirdi. Pervasız İsrail, "Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Krallığı" hedefine doğru aldığı Evanjelist destek ve Yahudi sermayesiyle birlikte çılgınca ilerliyor. Anlaşılan o ki sıra Kıbrıs’a gelmiş. Hâlbuki Kıbrıs, bizim için Akdeniz’in kilidi, Anadolu’nun kapısıdır. Adanın tamamı üzerindeki garantörlük hakkımız noksansız şekilde devam etmektedir. Ankara’nın olayları pürdikkat takip ettiğine şüphemiz olmasa da biz, denmesi gerekeni söyleyeceğiz:

-Şer İttifakı, çökertilmelidir…

Rahim Er'in önceki yazıları...