Hayat sürprizlerle doludur. Cazip bir işe gireceğinize dair söz aldınız. Mevcut işinizden tazminat ve haklarınızı yakarak istifa ettiniz. Ancak son anda yeni işveren işlemleri tamamlamaktan vazgeçti. İş sözleşmesi de imzalanmadı.
Böylece hem önceki işinizden oldunuz hem de tazminat ve haklarınızdan da mahrum kalıp ortada işsiz-güçsüz kaldınız.
"İş sözleşmesi bile imzalanmadı, hakkınız yok" mu diyorlar?
Halk arasında "söz namustur" denir. Yargıtay’ın taze bir kararı, iş dünyasında "el sıkışmanın" sadece bir nezaket değil, aynı zamanda ağır bir hukuki sorumluluk olduğunu tescil etti. Yargıtay’ın bu devrim niteliğindeki kararı, "Sözleşme olmasa bile dürüstlük kuralı var!" diyerek tüm çalışanlara umut oldu.
Yargıtay’ın "güven" mührü: iş sözleşmesi kurulmasa da çalışanların zararları tazmin edilecek…
BİR UMUTLA BAŞLAYAN SÜREÇ NASIL MAĞDURİYETE DÖNÜŞTÜ?
Her şey, bir dış ticaret uzmanının bir şirketle el sıkışmasıyla başladı. Taraflar, yabancı personel çalıştırma talebiyle bir ön protokol yaptı.
İşçi, bu yeni cazip işine güvenerek mevcut çalıştığı firmasından ayrıldı. Yeni işveren, Çalışma Bakanlığına başvurdu ancak beklenmedik bir şey oldu: Şirket, gerekli harçları yatırmayarak süreci durdurdu.
İşçi, ne eski işine dönebildi ne de yeni işine başlayabildi. Ortada öylece, iki arada bir derede kaldı.
HUKUK MARATONU: ÜÇ FARKLI KARAR, TEK BİR ADALET
Bu dava süreci, hukuk sisteminin her aşamasında farklı bir tartışmayı beraberinde getirdi:
YEREL MAHKEME: "SÖZLEŞME YOKSA HAK DA YOK"
İş Mahkemesi, başlangıçta davaya şekilci yaklaştı. Mahkeme, "Çalışma izni alınmadığı için sözleşme yürürlüğe girmemiştir. Yürürlüğe girmeyen sözleşmenin feshi de olmaz" diyerek davanın reddine karar verdi. İşçi, ilk rauntta büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.
İSTİNAF VE YARGITAY’IN TOKAT GİBİ DÖNÜŞÜ
Dava temyiz edilince işin rengi değişti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukukun en temel ilkelerinden birini hatırlattı: “Dürüstlük kuralı”.
Yargıtay özetle şunu dedi: "Sözleşme tam imzalanmamış olabilir ama sen bu kişiye işe alacağım diye söz verdin. O da sana güvendi, gitti eski işinden istifa etti. Üstelik tazminat ve haklarından mahrum kaldı. Sen gidip harcı yatırmayarak bu işin bozulmasına kasten sebep oldun. Bu, 'Sözleşme Öncesi Sorumluluk' (Culpa inasi Contrahendo) demektir!"
Yargıtay, bu davanın bir "ücret alacağı" değil, bir "tazminat" davası olduğunu belirterek dosyayı genel mahkemelere (Asliye Hukuk) gönderdi.
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ: SON NOKTA
Son aşamada Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği tazminat kararını yerinde buldu.
Bu son kararla; işçinin mahrum kaldığı kıdem tazminatı ve çalışamadığı süredeki gelir kaybı faiziyle birlikte işçiyi işe başlatmayan işverene ödetildi.
BU KARAR NEDEN ÖNEMLİ?
Bu dava, hukuk literatüründe "Culpa in Contrahendo" (Sözleşme öncesi sorumluluk) ilkesinin en somut örneğidir. Kararın önemi şu üç noktada toplanıyor:
Dürüstlük Kuralı: Sözleşme imzalansa da imzalanmasa da taraflar birbirine dürüst davranmak zorundadır.
Güvenin Korunması: Bir insanın işini bırakmasına neden olacak kadar güven verip sonra "vazgeçtim" diyemezsiniz.
Zararın Tazmini: İş akdi başlamamış olsa dahi, o süreçte uğranılan maddi kayıplar (kıdem tazminatı kaybı, boşta geçen süre) tazminat konusudur.
HASILIKELAM: "Söz Namustur, Hukuk Garantidir"
Hayatın akışında her plan tutmayabilir, her sözleşme imzalanamayabilir. Ancak bir tarafın keyfî tutumu, diğer tarafın hayatını karartıyorsa adalet orada devreye girer. Emsal nitelikteki bu kararda "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olan" işçinin hakkını hukuk korudu. Bu karar; iş arayanlara "haklarınız sadece imza ile başlamaz, size verilen sözlerle de başlar" müjdesini verirken; işverenlere de "bir insanın ekmeğiyle oynamanın hukuki bir bedeli vardır" ihtarını çekmektedir.

